Vukuatlarım, İkinci Perde
Bunca zamandır bilgisayar kullanıp, bu konuda hiçbir zaman yerinde duramayan biri olarak başıma türlü belalar sardığımı söyleyebilirim. Sistemi her yeni kuruşumda mümkün olduğunca temiz kalması için çok uğraşırım ama bir süre sonra içgüdülerden ötürü müdür, yoksa doğal bir süreç midir bilmem, bütün klasörler, kurulu programlar birbirine karışır. Bu benim bilgisayar ortamındaki en efendi halim. Geçen yazıdakilerle birlikte şimdi anlatacağım vukuatları tekrar düşününce, sanırım “bilgisayar kullanıcısı kişiliğimle” karşılaşmamak hepimiz için can güvenliği demek olsa gerek. Özellikle kendisi bizzat bilgisayar olanlar için!
- Klavye kırmak, anten kırmak: İkinci perdenin daha en başından vurdulu kırdılı, şiddet dolu bir vukuatla karşılaşıyoruz. Üniversiteye yeni geçtiğim, İzmir’e yeni taşındığımız dönemler. Evimiz ikinci el olduğundan mıdır, yoksa aldığımızda tadilat yaparken ihmal ettiğimizden midir, her nedense benim odama telefon hattı çekilmemiş. O nedenle ADSL modemimizi salona yerleştiriyoruz, benim bilgisayara da PCI’dan takılan bir kablosuz ağ alıcısı alıyoruz. Böylece ben de internetin nimetlerinden yararlanabiliyorum. Böyle bir süre cicim ayları geçtikten sonra şikayetler başladı. Kablosuz bağlantı kafasına estiği zamanlarda kopmaya başladı. Esas sinir bozucu olansa hemen 5-6 saniye sonra kendiliğinden tekrar bağlanmasıydı. O 5-6 saniyelik boşluk, dosya indirirken işlemin kesilmesine neden oluyordu, Messenger’da oturumumu kapatmaya yetiyordu. O dönemler bizim dergi kadrosuyla toplantılar için bol bol kullandığımız toplu konuşma pencerelerinden, bu oturum kapanması nedeniyle düşüp duruyordum. Oturum açınca tekrar biri eklemeyince toplantıya geri dönemiyordum tabi. Çok sabrettim, zor sabrettim. Aklımda hemen 2005 sonları diye kalmış ama, bu duruma getirdiğim kalıcı çözümü 2007 başlarında uyguladığımı hatırlıyorum. Bu durumda en az 1 yıl bu olaya nasıl dayandığıma şaşırıyorum. İşte bu yaklaşık 1 yıllık sürecin içerisinde bağlantı kopunca çok fena sinirleniyordum. Kablosuz ağ teknolojisine belalar saydırıyordum. Sinirimi klavyeye indirdiğim yumruklarla çıkarıyordum. Bir gün bu yumrukların iyice sertleştiği bir günde, hayatımda kendi isteğimle alınan ilk multimedya klavye pes etti. Bazı tuşları çalışmamaya başladı. Mecburen gittim yenisini aldım (şimdi hala kullandığım, bazı harfleri silinmiş kara klavye). Bir gün yine gözüm döndüğündeyse bu sefer hedefim kablosuz ağ alıcısının arkasındaki anten olmuştu. Kendisini güzelce kırmıştım, ama içindeki tel sağlam kaldığından hala çalışıyordu. Bütün bu kablosuz ağ felaketinden tesadüfi bir bahaneyle kurtuldum. Ama bu başka bir vukuatın konusu.
- 15 metre ethernet kablosu: Bir gün format zamanım geldiğinde bir hevesle Windows Vista’ya geçtim. Her şeyi çok güzel tanıdı da, bir türlü şu kablosuz ağ alıcısını tanımadı. Saçmasapan bir donanım yüzünden tekrar sistem kuramazdım, evin yakınındaki bilgisayarcıya gidip 15 metrelik kablo yaptırdım, odamdan salondaki modeme kadar uzattım. Ev halkı gece kalktığında takılıp düşmemek için gece yatarken toplamamı söyledi, o günden sonra Kablo Net’e geçene kadar hayatım geceleri kablo toparlamakla geçti. Vista kurduktan kısa bir süre sonra performansı beğenmeyip tekrar Windows XP’ye döndüm ancak bahane ya işte, sırf kablosuz ağa dönmemek için her gün kablo döşemeye devam ettim. Geride bir klavye ile bir anten sakat kaldı…
- Linux kullanamama: Dönem dönem Windows konusunda krize girerim. Üst üste kurarım ama bir şey ters gider, tekrar kurarım. Bazen format zamanım gelir, farklı bir şey denemek isterim. Böyle zamanlarda elim onlarca Linux CD’sinden birine gider. 2000′li yılların ortalarında, düzenli bilgisayar dergisi aldığım dönemlerde aynı zamanda Linux ile ilgili yayınları da takip ediyordum. Buradan gelen özenmeyle sayısız sefer Linux kurmuşluğum vardır. Ama bunlardan hiçbir tecrübenin 3 günü geçtiğini hatırlamıyorum, anında Windows’un o evimde hissettiren ortamına geri dönüyordum. Çünkü hiçbir zaman hiçbir şey tam olarak çalışmadı Linux’a geçtiğimde. Bir kere, hiçbir seferinde internete bağlanabildiğimi hatırlamıyorum. Bir keresinde dönemin aslan grafik kartı MSI NX6600′ü görmezden gelip en basit 3B uygulamasını bile saniyede 1 kare ile oynatmıştı. Ses kartından ses alamıyordum. Olay program kurmaya geldiğinde elle komut giriyorduk, hiçbirinde beceremiyordum. “Yeter ülen! Başlatmayın Linux’una!” deyip bir daha dönmemecesine bıraktım Linux’u. Hakkındaki iyi fikirlerimi de orada bıraktım. Bunda bu çalışmayan şeylerin yanında, ne zaman bunları anlatsam her şeyin aslında çok kolay olduğunu savunan Linux fanatikleri de etkili oldu. Ulan at gözlüklü, kabul et işte, Linux kullanımı kolay bir sistem değildir, güya açık kaynaktır özgür yazılımdır ama o Linux ortamında elinde fare, tek başına kalan kullanıcı o sırada kendini kısıtlanmış hisseder. Ne internete bağlanabiliyordur, ne ses alabiliyordur, ne de istediği şeyi kurabiliyordur. Her tartışmada üste çıkmaya çalışır Linux fanatikleri. Savundukları şeyler, sıradan kullanıcının Linux hakkında şikayet ettikleri şeylerin zıttıdır. Sıradan kullanıcı “bu ne yav karmakarışık, ne zor bu” derken, Linux misyonerleri “çok kolay bir işletim sistemi, çok kullanıcı dostu” derler. Sıradan kullanıcı “bana lazım olan programlar Linux’ta yok, o zaman neyleyim” der, Linux müritleri “hayır efendim her şeyi kurup çalıştırabilirsiniz” der. Tabi ki bilişim dünyasında her şey mümkün, ama sıradan kullanıcıyı çift tıktan fazlasıyla uğraştırdıktan sonra “Linux çok kolay” diye atıp tutmak biraz perhiz-lahana turşusu ilişkisini hatırlatıyor. Ondan sonra lak lak öterler lacivertleri giymiş göbekli patronlar, muhtelif Linux yayınlarındaki köşelerinde, “açık kaynak şöyle iyi, böyle ekonomik, e-dönüşüm laklak”… Özendiriyorsun iyi güzel de, şu boy gösterdiğin, Linux yayını olmakla gurur duyan yayının bu özenen kişilere anlattığın şeyi kullanmasını öğretebiliyor mu? Linux’tan şu sebeplerle nefret ediyorum: birincisi, Linux fanatiklerinin özeleştiri ve empatiden yoksun davranışları. İkincisi, bayilerde satılıp da Linux yayını olduğunu söyleyen yayınların magazinel içeriğe çok yer vermiş olması ve eğitsel içerik olsa bile ya ileri seviyeye hitap etmesi ya da gerçekten bir şey öğretmemesi. Üçüncüsüyse, tüm bu “çok kolay” “her şey mümkün” tarzı şişirmelere ve sahip olduğum kaynaklara rağmen bütün denemelerimin başarısızlıkla sonuçlanması. Belki de aslında Linux’tan değil de, temelinde teknolojiden nefret ediyorumdur kim bilir? Zira daha ilerideki vukuatlarım esnasında bunu düşünmedim değil.
- 600 Watt ile anakartı arızalandırmak: İşte en son yaptığım, en görkemli yaptığım vukuatım. Geçtiğimiz yaz, bir önceki bilgisayarım tam da 4 yılını doldurmuş, 1-2 ay geçmişken yeni bir bilgisayar topladım. Her giden bilgisayarımda olduğu gibi bunda da üzülmedim değil, ama artık akıcı bir sistem istiyordum. Böylece Intel Core 2 Duo E7600 işlemcili, Gigabyte marka P43 çipset anakartlı, ASUS GTS250 Dark Knight ekran kartlı, 4 GB bellekli bir bilgisayar toplamaya karar verdim. Harddisk dahil diğer bütün malzemeler eskiden kalacaktı, bir de kasaya daha önceki toplamalarda olduğu gibi bunda da karışmadım. Ama bilgisayar geldiğinde güç kaynağındaki 350 Watt ibaresini gördüğümde sordum babama “yav 350 Watt böyle bir sistemi kaldırmaz ki, niye Levent abi böyle bir kasa seçmiş?”. Babamın cevabı “valla ‘yeter’ demişti o” oldu. Ben pek inanmıyordum ama ASUS Vento A9 marka kasa alınmış artık, yapacak bir şey yok. Ondan sonra daha sonra anlatılabilecek 1-2 ufak maceranın ardından yine cicim ayları geçince, Media Player ile müzik dinlerken aynı anda Test Drive Unlimited oynayayım dediğimde yolda giderken bir süre sonra bilgisayar reset attı. Hayırdır dedim, iki işi aynı anda yaptı çok geldi falan dedim. Ama bu daha başlangıçtı. Genelde oyun oynarken oluyordu ama bazen şaşırtıcı şekilde Windows ortamındayken de bilgisayar reset atıyordu kendiliğinden. Bu olay sonradan sıklaşmaya başlayınca benim de canım sıkıldı, çözümü sağlam bir güç kaynağı almakta buldum. Araştırmalarımın ardından 600 Watt’lık FSP Epsilon marka bir güç kaynağını seçtim, Kurban Bayramı’nın ikinci gününde aldım. Ama hemen takmadım, akşamdan o gün aldığım NBA 2k10′u kurdum. Ertesi gün de oynamaya devam ettim. Ancak oynarken yine bilgisayar yine reset atınca “yeter!” deyip bilgisayarı kapattım, kabloları çıkarıp kasayı açtım ve eski güç kaynağını çıkarmaya başladım. Yenisini açıp yenisini taktım. Bağlantıları kontrol ettikten sonra kasa kapağını kapatıp bilgisayarı tekrar açtım. İlk başlarda bir sorun yok gibi görünüyordu, NBA 2k10′a devam ettim. Ancak yarım saat geçtikten sonra bilgisayarım yine kapandı. “Haydaaaaa” dedim, “boşuna mı aldık bu aleti?”. İkinci bir “haydaaa”, 5 saniye kadar sonra geldi. Çünkü reset atarken bilgisayar kapanıp 1-2 saniye geçtikten sonra tekrar açılırdı. Bu sefer kapalı kaldı. Düğmeye basıyorum, tık yok. Kesintisiz güç kaynağını kapatıp açıyorum, öyle deniyorum yine yok. Türlü denemeler birbirini izledikten sonra anakartın arıza yaptığına kanaat getiriyorum ve o akşam İzmir’den ayrılacak olan anne-baba ikilisi, ailemizin bilgisayarcısına götürülmek üzere, bilgisayarımı yanlarında götürüyorlar. Aldığım haberlere göre anakart garanti kapsamında tedarikçi firmaya götürülüp oradan getiriliyor, sonra o yetmiyor bir de işlemci gidip geliyor falan…
30 Kasım’da ayrıldığım bilgisayarıma 31 Aralık’ta kavuşuyorum. Arada 1 aylık bilgisayarsız dönemim oluyor. Bilgisayardan uzak, internetten uzak, upuzun masamın bilgisayar değil de, çalışma tarafında daha çok vakit geçiriyorum. Kafamı dinliyorum, bohem bir hayatım oluyor. Aslında güzelmiş, çünkü bilgisayar geri gelince yine kaldığım yerden binlerce zamanı boşa geçirmeye devam ettim. Bilgisayarla ilişkimi azaltmak konusunda “kendisine zarar vermeden” bir çözüm bulsam fena olmayacak sanırım. Yoksa bu şekilde daha nice vukuata imza atacağım kesin gibi. Yazık şu elektronik beyinlere.
Etiketler: anı, arıza, bilgisayar, elektronik, ethernet, linux, windows + Kategori: Teknoloji
hayırlı olsun
uzun ömürlü de olur umarım
sevgiler..
Hahahah, hayatımda insanların duyduğunda en çok şaşırdığı ikinci şey ön adım sanırım.
Internet günlüğümde yapılan ilk yoruma imza attığın için teşekkür ediyorum :) Ben de umarım ki burayı uzun sürelerce bol bol yazılarla diri tutabilirim.
Saygılar :)