Uzun Yaşamanın Sırrı

İnsanoğlunun nice dengesiz huyundan bir tanesi vardır, bir sanatçı öldüğü zaman hemen yakınmaya başlar “hayatta olduğu zamanlarda kıymetini bilemedik” diye. Ölen sanatçının müziğini dinlemeye, kitaplarını okumaya, filmlerini izlemeye, kısacası onu keşfetmeye (ya da eskisinden daha çok ilgilenmeye) sanatçı öldükten sonra başlar. Hadi aklı başında değildir, sanatçıya sanatçı hayattayken değer vermenin daha güzel bir şey olduğunu bilmiyordur, sanatçı öldükten sonra kafasına dank eder. Görüntüye göre ediyordur da, söylediklerine bakarak… “Keşke hayattayken kıymetini bilseydik” deyip pişman oluyor insanlar ama olay sadece göstermelik kalıyor. Bir başka sanatçı ölene kadar tekrar eskisi gibi takılmaya devam ediyor. Sonra bir başka sanatçı öldüğünde tekrar aynı “ah vah bilemedik”… Bir yandan insanların bu davranışını iyi bilen sanat tüccarları, sanatçının ölmesini ellerini ovuşturarak bekliyorlar. Sanatçı öldüğünde insanlar ne de olsa bu kişinin eserlerine daha çok rağbet edecekler. En son örneğini geçen yaz Michael Jackson üzerinde gördük bunun. Onun ardından yapılan onlarca tören, film, derleme albüm, televizyon programları, dergi yazıları, hediye posterler, eminim neredeyse hiçbiri merhumu gerçekten anmak için değildi. Sebebin, Jackson’ın üzerinden paraya para dememek olduğu konusunda geliştiğini düşünmek kesinlikle paranoyaklık değil. Bilakis, tam tersini düşünmek tam anlamıyla saflık olurdu.
İşte bu gözlemi yaptıktan sonra, bir gün televizyonda bir programa konuk olan Aydın Boysan’ın sohbetine denk geldim. Sohbetinin hoşluğunu daha önceden denk geldiğim tek tük televizyon programından biliyordum da, kitaplar yazdığını ilk defa burada duymuştum. Bunu duyduğumda, biraz önce bahsettiğim insan davranışı aklıma geldi ve sevgili Boysan hala aramızdayken (kendisine daha nice uzun yıllar dilerim) kitaplarını okumaya bir yerden başlamaya karar verdim. Arka arkaya üç tane kitabını okudum, sonra bu üçünde yavaş yavaş aynı şeylere rastlayınca bir süre ara vermek istedim. Bu aralar bir başka kitabını edinip kendisinin yazılarını okumaya devam edeceğim.
Aydın Boysan’ın kitaplarından ilk okuduğum kitap, Uzun Yaşamanın Sırrı idi. Kitapta kısa kısa anılar, denemeler, kişilikler, hikeyeler ve bunların üzerine düşünceler yer alıyor. Her biri konularına göre gruplanmış, her grubun altında 10 kadar yazı mevcut. Televizyondan şahit olduğumuz sohbetin kağıda dökülmüş hali adeta. Okurken sıkmıyor, yazılar genelde birbiriyle bağlantısız olmasına rağmen biri bitince diğerine devam etme isteği uyanıyor. Böylece kitap, okuruyla dost bir şekilde kısa sürede okunmuş oluyor. Kitabı okuduğumuz sırada yazılanları zihnimizde Boysan’ın sesinden seslendirince hele, keyfimize diyecek olmuyor. Sanki karşımıza oturmuş, dinlemeye doyum olmayan tecrübelerinden birini daha anlatıyor gibi.
Uzun Yaşamanın Sırrı, Boysan’ın anlatabileceği sayısız anı ve tarihi bilginin bir kısmını kapsarken, layıkıyla okuyanlara, kitaba ismini veren sırrın ipuçlarını veriyor. Hayatın hiçbir anını boş geçirmemek, çok çalışmak, sürekli bir meşgale ile meşgul olmak, ama bir yandan da hayattan keyif almasını bilmek… İnsanlarla güzel ilişkiler kurmak, sayısız dost edinmek, zaman zaman bir araya gelip demlenmek… Aydın Boysan’ın anlattıklarını okudukça, uzun yaşamanın sırrını ben böyle algıladım. Ama algılamak kolay, zor olan kısmı uygulamak. Hele hele şimdiki zamanlarda. Çoğumuz bilgisayarın ya da televizyonun başına çakılıp kalmışız. Ekranlar ne kadar büyük olurlarsa olsunlar bakış açımızı ekranın çerçevesiyle sınırlarken, televizyon insanları her zamanki gibi edilgen olan taraf yapıyor. Bilgisayarda ise internet tüm nimetlerine rağmen insanları bağımlı hale getiriyor, başını başka şeylere çeviremez ediyor. İzlediğimiz ya da tıkladığımız şeyler ne kadar faydalı olursa olsun, hayatı tam anlamıyla dolu dolu geçirmemizi önlüyor. Bir şeyler eksik kalıyor. Peki, şarteli indirdik, sokağa inip insanlarla bir olalım. Onu da yapamıyoruz, sokakta herkes birbirinden korkuyor. Kimse kimseye güvenmiyor. Arkadaşlıklar çıkar üzerine kurulu, kişilerin arasında bir çıkar yoksa oluşan tek diyalog “Selam naber?” “İyi senden naber?” “Benden de iyilik, hadi sonra görüşürüz” “Görüşürüz” şeklinde kalıyor. Kimse birbirini aramıyor, arada sırada bir araya gelip toplanılmıyor. Kitapta en çok gıptayla okuduğum kısımlar, Boysan’ın dostlarıyla ilgili anlattığı anılar idi bu yüzden. Onlar yıllar geçse de birbirlerini arıyor, hal hatır soruyor, denk getirip görüşüyorlar ama bugün ortaokulda 4 yıl boyunca sıra arkadaşımız olan “o zamanki” dostumuzla aynı kentte yaşamamıza rağmen yıllardır görüşemiyoruz. Sadece arkadaşlıklar değil, komşuluklar da benzer şekilde kötüleşti. Merdivende karşılaşınca bir kısmına selam veriyoruz ama komşuluk ilişkilerimizi sürdürebiliyor muyuz? Ben şahsen şu anda oturduğum apartmanda üç tarafımı (karşı, alt, üst) da çevreleyen hanelerden memnun değilim. Hadi alttaki yaşlı teyze neyse de, üst ve karşı komşulardan bazen nefret ettiğim bile oluyor! Bu şartlarda uzun yaşamanın sırlarını keşfetsek bile nasıl uygulayabiliriz ki?
Kitabı okudukça gerçekten Aydın Boysan’ın dolu dolu yaşadığını anlıyoruz. Cumhuriyet’in ilk 15 yılına şahit olmuş, o dönemle her zaman için gurur duyan birisi. Çocukluğunda yediğinden kısıp, harçlığından biriktirip konserlere, tiyatroya gidiyor. Evde bütün aile tek odada, bir soba etrafında oturduğu için bazen kütüphaneye gidip orada ders çalışıyor. Sürekli kitap okuyor. Bu dönemde henüz sahil yolları, deniz ile kent hayatını birbirinden ayırmadığı için denizle iç içe yaşıyor. Bu deniz kültürü sonradan, kendisinin ayrılmaz bir parçası olan demci kültüründen azami lezzet almasına yardımcı oluyor. Lisedeki öğretmenleri, Reşat Ekrem Koçu, İhsan Kongar, Nurullah Ataç gibi yakın tarihimizde tanınan kişiler. Kitabı okurken en çok hayranlıkla takip ettiğim şeylerden biri ise, üniversitede mimarlık okurken bir yandan mesleğini icra edebilmesiydi. Buraları okurken önce kendimden, sonra da genellikle gözümüzde oluşan üniversite öğrencisi profilinden utandım. Şu anda üçüncü sınıf olmama rağmen halen daha elektronikle ilgili hiçbir şey bildiğimi, mesleğe hazır olduğumu sanmıyorum. Eminim benimle birlikte okuyan onlarca kişi de böyle düşünüyordur. Çalışmaya pek yatkın olduğum söylenemez, ama tüm potansiyelimle çalışsam bile mezuniyet sonrası 1-2 çaylaklık yılından önce mesleğimi adam gibi icra edeceğime inanmıyorum. Böyle bir durumda mimarlık gibi bir alanda daha öğrenciyken okuduğu mesleği uygulamak kulağa muazzam geliyor. Genel öğrenci profiliyle ise Boysan’ın anlattığı dönemi karşılaştırmak istemiyorum, yoksa büyük saygısızlık yapmış olacağım. Keyif almak için kararında içmek yerine, kendini kanıtlamak için litrelerce alkol tüketen; okul kantininde “masa üzerinde çöp bırakmayınız” yazısına rağmen oturduğu masayı leş gibi bırakan; “dışarıda içiyorum işte” bahanesiyle dış kapı önünde sigara içip içeriyi leş gibi kokutan; alkole, sigaraya, bahis kuponlarına, çaya kahveye servet yatırdığı halde iş kendi zihinlerini doyuracak olan kitaba, tiyatroya ya da başka şeylere gelince “öğrenci adamız be abieaa, paramız yok” diye kıvıran düşüncesiz, duyarsız bir gençlik var ne yazık ki. Bu konuda hiçbir haklılık payım yoksa, üzerine alınıp kırılan gençlerden (bir başka deyişle akranlarımdan) özür diliyorum. Ama hak verildiğinde bu konunun üzerine düşünülmesi gerekli.
Neyse, konumuzdan yine saptık. Uzun Yaşamanın Sırrı, dikkatle okuyanlar için kesinlikle ilham verici bir kitap. Hayatımızı nasıl daha dolu geçirebiliriz, kendimizi daha iyi nasıl besleyebiliriz; bu tarz konularda madde madde “şunları bunları yapın” demiyor ama, Boysan’ın anılarını, verdiği tarihi bilgileri ve anlattığı hikayeleri dinledikçe bu konuda bol bol ipuçları yakalayabiliyoruz. Derinlemesine inmeden bahsettiği genel olaylarla, genel kültürümüz yüzeysel bir şekilde gelişiyor. Daha da geliştirmek artık bize kalıyor. Bir yandan da kafamızı dinlendiriyor, hatta bazen keyfimizi bile yerine getirebiliyor. Kitapta güzel detaylar var, o yüzden belli zaman aralıklarıyla tekrar tekrar okumak güzel olabilir. Ama şimdi sırada, sevgili Boysan’ın diğer kitaplarını keşfetmek var!
Yayıncı: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
İlk yayınlandığı yıl: 2008
Sayfa sayısı: 312
Fiyatı: 12 TL’ye almıştım.
Etiketler: aydın boysan, kitap, tecrübe + Kategori: Nesneler