Önsöz
Kitaplarda, dergilerde (her ne kadar adı değişip “editörden” köşesine çevrilse de), diğer basılı yayınlarda yer alan önsöz, “ön” denmesine rağmen, benim bildiğim kadarıyla her zaman en son yazılan yazı olur. Sona bırakılması önemsiz olduğundan değil, açtığı yayınların hep bir sonunun olmasından ötürü. Bir son sayfa hep var, bu son sayfaya kadar önsözde yazılabilecek kim bilir ne olaylar olacak? Beklet işte kaçmıyor ya!
Bir internet günlüğüne (alıştığımız adıyla “blog”) önsöz yazmak, şimdi değindiğim şeylerle ne kadar da zıt oldu. Blogun sonu yok ki, sıkılıncaya ya da yazamaz hale gelene kadar yazmaya devam ederiz. O çeşit bir sona gelindiğindeyse zaten okur sayısı çoktan düşmüş olacak, ya da günlüğün bulunduğu site üç vakte kadar erişilemez olacaktır. O yüzden önsöz, isminin hakkını en güzel, sonu belli olmayan böyle uğraşlara kondurulduğunda vermekte.
Bloglara yazılan ilk yazı genelde farkında olunsa da olunmasa da, bir önsözdür. Başlığı genelde “Merhaba Dünya” olur. Bu klişeyi zamanında Dokuz Eylül Üniversitesi Fotoğraf Topluluğu’nun (DEFOT) sitesinin açılış yazısını yazarken uygulamıştım, o yüzden burada da tekrarlamıyorum :)
Önsöz üzerine deneme yapmayı bırakalım da, bu internet günlüğü ile ilgili konuşalım. Nereden çıkmış, nereden esmiş…
Kişisel bir blog açmak son 1-2 yıldır kafamda olsa da, aklımdaki şey daha çok, kartvizit amaçlı kullanacağım bir siteydi. Tabi “bu zamanda kim benimle iş yapar (mezun değilim bir şey değilim)?” diyerek istersem en az 2 yıl daha erteleyebilirdim. Fikrimi değiştirense, sevgili Aydın Boysan’ın “Uzun Yaşamanın Sırrı” kitabını okumaya başlamak oldu. Kitap adeta sonradan kitaplaştırılmış blog yazılarından oluşuyormuş izlenimi bırakıyordu. Kısa kısa yazılar, 10 küsur ana başlık altında toplanmış… Kitap okumak üzerine yazdıkları sayesinde yavaş yavaş düzenli kitap okuma alışkanlığı edinmeye başladım, kendisinin üslubu ve tarzı da sık sık yazmak üzerine beni harekete geçirdi. Şu anda hem okumada, hem yazmada eskisine göre daha aktif olmamı kendisine borçluyum yani. Lakin bu yazıyı yazdığım dönemde son okuduğum 3 kitap sevgili Boysan’ın yazdığı kitaplardandı, o yüzden üslubum da bir nebze kendisine çekerse, bir süre başka kitap okuyana kadar idare ediniz. Sık sık “müstesna” kelimesini kullanmaya başladıysam, üslubum oradan etkilenmiş demektir.
Beni tanıyanlar ya arkadaş-tanıdık çevremdendir, ya da hayatında bir miktar Boo! dergisi okumuş insanlardandır. Bu iki küme dışında kalan insanları “Hakkımda” başlıklı yazıya davet ediyorum.
Blogda yazacağım şeyleri beni tanıyanlar aşağı yukarı tahmin ediyordur. Benim için bir tutku, hatta hayatımın vazgeçilmez parçalarından biri haline gelmiş olan heavy metal üzerine şeyler yazacağım. Bilgi olur, haber olur, hissiyat olur… Fark etmez, blog burası. Serbestiz. 3-4 yıldır nail olduğum DEFOT sayesinde fotoğraf hakkında yer yer (altını çiziyorum, yer yer) ukalalık yapabilecek kadar bilgi ve fikir sahibi oldum. Bu ukalalıklarımı yazıya dökmeyi düşünüyorum. Yaklaşık 1991-1992 senesinden beri bilgisayar ve teknolojinin içinde olmam uyarınca, bu konularda da yazacağım kaçınılmazdır. Teknolojideki yenilikleri şu aralar yeterince takip edemezsem de en azından nostalji yapar, bu genç yaşımda dinozorluk taslarım. Bunların dışında hayatımda iz bırakan nesneler, eşyalar, kişiler ve olayları da kafama estikçe yazacağım. Site başlığının altında “kişisel alan” dedik ya, boş yere kullanmış olmayalım.
Son olarak hayali bir meraklı arkadaş şöyle orta sıralardan bir soru yöneltmiş olsun: Neden blog? Çünkü efendim, üniversiteye girdiğimden beri sürekli ileride alternatif meslek olabilecek şeyleri kovaladım durdum. Tiyatro, fotoğraf, dijital sanatlar, hatta bir ara müzik bile bunların arasındaydı. Hiçbirinin hayrının dokunmayacağını anladım meslek adayı olarak. Kalanlardan öne çıkanlarsa bilumum (veya bazı) (tekrardan tek tek saymayayım şimdi) dergi yayını işleri, bir de yazı yazmak. İlki için; 4 yıllık Boo! macerasından sonra yorgunum, biraz kafa dinlemem lazım. İkincisi, yazı yazmak ise tam aradığım şey; kafa dinletici bir etkinlik. Ama tek başımayken, konu ve biçemde tamamen serbestken. Bu blogun temel amacı, 4 yıldır Boo! dergisinde yazdıkça gelişen yazı dilimin gelişmesini devam ettirmektir. Okunup insanlara ulaşması 1-2 plan daha arkada kalan amaçlardır. Zaten insanlara ulaşma işini pek beceremiyorum, o amacı geriye çekerek en azından okunmadığımda üzülmemiş olacağım :P Boo! dergisindeyken karalar bağlıyordum yahu, azıcık okunuyoruz diye.
Seçtiğim alan yazı yazmak olunca, zamanla burası bir nevi portfolyo sitesine de dönüşecektir, tabi ki yazı üzerine. Elbet amatör çektiğim fotoğrafları da burada sergilerim, Guitar Pro’da yazıp kaydettiğim yarım kalan besteleri günün birinde tamamlarsam buraya koyarım. Keza başka çalışmalar olursa… “Kişisel alan” diyorum ya, iki etti bak bu.
Bazı kitaplar abartıp 4-5 tane önsöze sahip oluyorlar ancak ben de fazla mı uzattım ne? O zaman burada kesip diğer yazıların önünü açalım bakalım. Hadi bana iyi yazmalar, burayı takip edenlere iyi okumalar :)
Etiketler: blog, önsöz, plan, uslup + Kategori: Günlük