NBA 2k9
Bu yazıya nostalji yaparak başlamak isterdim ama öyle olursa yazımız baya uzayacaktır. Lakin isim vermeden geçemeyeceğim, ilk oynadığım NBA oyunu 1996′daki NBA Full Court Press demosuydu. Demoda Doğu ve Batı Konferansları arasında oynanan All Star maçı vardı. NBA’de en sevdiğim dönem olan 90′lardaki mühim oyuncuları ilk o zaman tanıdım. Reggie Miller, Karl Malone, Glen Rice, Shawn Kemp… Heyt gidisinin o zamanki oyuncuları… Ondan sonra sırayla işte NBA Action 98, malum NBA Live serisi falan filan derken en son 2005 versiyonunu oynadım o malum serinin. 4 yıl geçmiş aradan sevgili okurlar. 4 yılda teknoloji değişimi demek ne demek biliyor musunuz? Bu arada bilgisayarım da 2005 yazında toplanmış bir makine, teknolojik olarak 4 yıl gerisine doğru yaklaşıyor artık aylar geçtikçe (güncel not: 2009 yazında yeni bir makine topladım, bu yazıyı yazdığım zamana göre daha az teknoloji fakiriyim).
Yıllarca NBA Live serisinin yapmacıklığına karşı konsol oyuncularının ağızlarından düşürmediği basketbol oyunu serisiydi NBA 2k serisi. Biz bilgisayardan oyun oynayanlar hüzünle bakıyorduk onlara, zira salt konsollara çıkan bir oyundu bu. Gayet bilgisayara da uyarlanabilecek oyunlar sadece konsollarda kalınca yapımcılara “püü saygısızlar” diyorduk kendi çapımızda. 90′ların başlarından beri en güçlü ve sürekli gelişen oyun aleti bilgisayar olmuştu zira. Endüstriyi taşıyan ana meta da bilgisayardı. 90′ların sonu 2000′lerin başlarında nasıl da dalga geçerdik Playstation’ın grafikleriyle… O zamanki kafamıza göre o dönemin ev aterilerinin (Famicom’lar, Sega Mega Drive’lar falan) (90′ların ilk yarısının aletleri bunlar aslında ama malumunuz ülkemiz birkaç yıl geriden takip ediyordu ne yazık ki) kompakt diskle çalışanıydı işte ne ki… Çocuk kafamızla mübalağa yapmışız ama.
Konuyu yine saptırmayı başardım sevgili okurlar. Yani demem o ki, 2k Games adlı firmaya kıl oluyorduk aynı zamanda basketbol oyunlarına (College Hoops’u unutmayalım) gıpta ile bakarken. Ama nihayet, sonunda, 2k Games’in 2k Sports kolu, bu güzide basketbol oyununu biz bilgisayardan başka büyük ölçekli makinede oyun oynamayanların huzurlarına hazırladı, yayınladı. Göz yaşlarımı tutamamaktayım sevgili okurlar, resmen bu oyun hücum setlerini öğretebiliyor yahu!
Güncel not: Yazı çok uzun olduğu için bu notu buraya koydum, aşağıya kadar sabredemeyenler için. Bu yazıyı Boo! dergisinin 36. sayısı için yazmıştım, teorik olarak 15 Aralık 2008′de çıkmış olması lazım. Gereksiz 1-2 paragraf ile 4-5 cümleyi kırptım, gerekli gördüğüm yerlere güncel notlar girdim. Onun dışında birkaç gülme efektini (“heh heh” şeklinde) de kırptım. Önümüzdeki günlerde bu yılın basketbol oyunu olan NBA 2k10′un da incelemesini yazıp burada yayınlayacağım. Kısmet olursa Boo!’nun yakında yayına girecek olan eksik sayılarında da yayınlanır. Güncellikten kopmayalım NBA 2k10 çıkalı çok olmuş olsa bile :P
Geri saralım Uğurcuğum
Geri saralım ki oyunu aldığım güne dönelim. Ben bilgisayarıma NBA 2k9′dan evvel en son oyun aldığımda takvimler 2007 yazını gösteriyordu, Test Drive Unlimited idi. Ben bilmem, kopya korumadır şudur budur, zira Test Drive’da da yoktu. Benim bildiğim, orijinal oyun alınca eve getirirsin, oyun anahtarını girersin, kurup sorunsuzca oynarsın. Kopya oyunlara tövbe dememin nedeni de budur zaten yıllar evvel, yok program kur, yok sanal sürücü yap, yok optik sürücünün kablosunu sök… Türlü maymunluk. Ama görmeyeli artık orijinal oyunlar da önlem olarak maymunluklara yöneliyor olsa gerek (sınırlı sayıda kurma olayını saymıyorum tabi, bildiğim bir şeydi o zaten uzun zamandır). Mesela işte, NBA 2k9′un da ufak çaplı maymunluğu var. O yüzden geri sardırdım Uğurcuğuma.
Oyunu uzun uğraşlar ve “ya gelmediyse” gerilimi eşliğinde 70 liraya aldım afedersiniz. Geldim eve, yemekten, sudan, tuvaletten önce yapmam gereken şey, şu oyunu kurmaktı. Yine de kurulana kadar internette takılırım diye malum 15 metrelik ağ kablomu salondaki modeme taktım, bilgisayarın başına kuruldum. Ana! Internet yok! Neyse canım, benim esas gayem oyunu kurmak zaten. Taktım DVD’yi kur dedim, önce Steam dediğimiz sistemi kurmak istedi. Hani şu Valve adlı firmanın kurduğu oyun servisi. Ondan sonra dedi ki, Steam’in güncellemesi inmeli. Ben dedim bağlantı yok sonra yap. O dedi, aslında bir şey demedi, kapandı. Tekrar açtım yine o. Sonra baktım DVD’nin içine, oyunun kendi kurulumu var mı diye, yokmuş efendim. Ben böyle sistem görmedim hayatımda. Şu genç yaşında dinozor hissetmek nasıldır bilir misiniz? 3 yaşınızdan beri klavyeye dokunup oyunları ucundan kıyısından oynarsanız bilirsiniz.
Kısacası, oyun bizden kurulum sırasında internet bağlantısı istiyor. Sonra eğer halihazırda Steam üyeliğiniz varsa giriş yaparak, yoksa üye olarak oyunu aktifleştiriyorsunuz. Bu yönden bağımsız bir oyun değil bu, yazık. Program Files içinde kendi klasörü bile yok, Steam klasörünün içine kuruluyor.
Türk Telekom bizim bölgede arıza yapacak zamanı güzel seçmiş ama, bu kadar heyecanlı adama bu yapılır mı hiç? Neyse ki 1-2 saat kadar sonra geldi bağlantı sinyali tekrar (güncel not: Artık Kablonet kullanıyorum, modem de odamda olduğundan 15 metrelik kabloyu çekmeme gerek kalmıyor. Hayat güzel).
Yine uzattık girişi
Boo! denen dergi bu kadar küçük ebatlı olmasa sorun değil de, böyle küçük olunca benim yazdığım yazı sayfaları buluyor. Neyse, oyunun şurasında şu var burasında bu var demektense gözüme çarpan olumsuz ve olumlu unsurların üzerine eğilmeyi tercih edeceğim yazının geri kalanında. Olumluların arasında muhtemelen gözüme çarpan yeni şeyleri sayacağım, ama bunlar bayadır olan şeyler olabilir. Oynadığım en son basketbol oyununun NBA Live 2005 olduğunu dikkate alarak okuyunuz efendim.
Önce olumsuz şeyleri sayayım ki olumluları sona verip oyun hakkındaki düşüncelerinizi olumsuz yapmayayım azizim. Şimdi mesela menüden başlayabiliriz. Oyun açıldığı gibi karşımıza dostluk (!) (Lakers-Celtics varsayılan zira) maçı ekranı çıkıyor, ekranın altında değişen yazılar bizim kontrollerimizi gösteriyor. Esc’ye basınca ana menü açılıyor mesela. Dalgınlıkla Enter’a bassak hop doğrudan maça gidiyor. İki saat oradan çıkart işin yoksa.
Menü ilk başlarda çok karışık gelmişti bana açıkçası, ama zamanla alıştığımı söyleyebilirim. Alışılabilen bir şeyse burada eleştireceğim nokta menünün karışıklığı değil, kullanıcı dostu olmamasıdır. Zira ekranın sürekli altında dönen “şunu yapmak için şuna basın” zamazingosu bence hiç yeterli bir şey değil. Bir kere bir yazıyı kaçırınca beklemek zorunda kalıyoruz tekrar gelsin okuyalım diye. Kullanıcıya yardım eden kısımlar daha bir pencere içinde, taşınabilir, istenildiği zaman istenilen bilgiye ulaştıran bir yapıda olabilirdi. Sadece o değil, çözünürlüğü yükseltmeme rağmen menü öğeleri çok büyük. Benim gibi boş alanı çok, öğeleri küçük sistem kullanmaya alışmış kişiler çok zorlanacaktır. Boğuluyorum menülerde resmen. Daha çok ve daha yararlı şeylerle bezeyebilecekken bir ekranı, bunu birden fazla ekrana dağıtmak hiç hoş gelmiyor bana. Aynı şey takım yönettiğimiz Association modunda da mevcut. Menajerlik menüsü, koç menüsü falan gayet sadeleştirilebilir durumda. Ve eminim çok daha kolay ve rahat olurdu kararlarımızı gerçekleştirmesi. Yok işte rotasyon düzenlemesi ayrı sayfada, aynı listenin bulunduğu istatistik tablosu, oyuncu maaşları falan… Bunlar hep ayrı sayfalarda. Hepsi bir arada olsa karmaşa olurdu belki ama filtre diye bir şeyimiz var, ondan veririz o zaman. Üstelik oyun buralarda da hiç yardımcı değil oyuncuya. Özellikle basketbolü idari yönden takip etmiyorsanız Association modunu suyunu çıkarana kadar oynamayı unutun derim. Pes edip birçok şeyi oyunun otomatiğine bağlıyorsunuz, size sadece rotasyonu ayarlamak, maç yapmak kalıyor en basit haliyle.
iNcik Boncuk Ayrıntı 2k9
Ama diğer yönden bakalım, eğer idari basketbole de hakimseniz, gerçekte kulüplerin yaptığı neredeyse her şeyi yapabiliyorsunuz. Oyuncuların tutum ve morallerini dengede tutmaya çalışarak takım kimyasını oturtuyorsunuz, oyunculara bizzat kendiniz oynayarak hem de, bireysel antrenman yaptırabiliyorsunuz. Çaylak oyuncu takibi var, takaslar var, bunlar zaten olması gereken şeyler. Ondan sonra idari kadroda da değişiklikler yapılabiliyor. Oyunu dilersek koç olarak da oynayabiliyoruz, kah maç içinde, kah simülasyon ekranından. Burada olayımız tabi doğru yerlerde mola almak ve adam değiştirmek ile doğru oyun setlerini oynatmak. Bunların dışında sanırım başka bir şehre taşınmak veya yeni salon yaptırmak haricinde bir basketbol idaresinin yapabileceği her şey var galiba.
Oyun içindeki olumsuz şeylere gelelim. Şimdi öncelikle konsoldan devşirme bir oyun olduğu her yanından anlaşılıyor. Tuşlara B1 B2 B3 … B12 gibi isimler verilmiş, taktik seçerken ya da oyun bazı konularda bilgi verirken hep bu tuş isimlerini söylüyor. Bunları ezberlemekse baya zor yani. Zaten klavyeden ziyade oyun çubuğunda oynamalık bir oyun bu oyun. Ama normal maçta da gayet güzel oynanabiliyor klavyeyle. Sadece işte tam oynanabilirlik performansı almak için lazım oyun çubuğu. Onun da XBox 360 usulü olması makbul. Kontrol kombinasyonlarında NBA Live serisine göre farklılıklar var biraz. Mesela top çalmayla şut aynı tuşla kontrol ediliyor, halbuki ben zıplamayla şutun aynı tuş olmasına alışmıştım NBA Live’dan. Kontrollere ilk birkaç maçtan itibaren alışılıyor, ondan sonra zaten artık hangi taktiğin hangi tuşta olduğunu ezberlemeye başlıyorsunuz.

Cheryl Miller saha kenarından bildiriyor. Uslu bir çocuk olursak bu ekran görüntüsünde kendisini görebilecekmişiz!
İlk oynadığım maçta “abov ayrıntılara bak” demiştim maçta, herkes böyle diyor zaten. Ama maç yaptıkça bu ayrıntılar rutinleşiyor, oyun bunların üstüne sürprizler koyamıyor. Mesela animasyonlar. Dansçı kızlar, paspasçı oğlanlar, seyirciler falan başta “abov hakikaten televizyondaki maç gibiler” dedirtse de anlıyoruz ki başka bir şey yapamıyorlar. Keza kenardaki bekleyen oyuncular da öyle. Ne bileyim yıllardır bu seriyi öyle anlatıyorlardı ki insan maçın durumuna göre kameranın kenardaki bir oyuncuya yaklaşıp onun arkadaşlarıyla şakalaştığını ya da oyuna endişeyle baktığını göstermesini bekliyorum. Ya da oyuncunun takımdaki morali düşükse yine somurtarak beklemesini bekliyorum. Çok şey mi bekliyorum sevgili okurlar? Sadece bu da değil. Sahaya inip koçlarla oyuncularla konuşan kadın spiker olayını da yapmışlar, üstelik sponsor da almışlar, ama sadece kadın, rapor edici konuşmayla aktarıyor bize. Halbuki röportaj sahnesini üretsin oyun, dinlemekle kalmayıp izleyelim de röportaj anını! İstediğim şeyler kolay ve ucuz şeyler değil elbette, ama böyle olunca da “Bu mu yani” dedirtiyorlar bana. Sadece kadın spikerimiz Cheryl Miller değil, anlatıcı ve yorumcumuz da çok tekdüze oluyor birkaç maçtan sonra. Sürekli aynı şeyleri tekrarlıyorlar. Hep aynı cümleler dönüyor. Bu adamların “cümle” haznelerini niye bu kadar kısıtlı yaparlar bilmiyorum. Hafızaya yük diye mi, yoksa maliyetten ötürü mü (ünlü şarkıcıların bir davete yarım saat katılmak için milyon dolarlar istediği bir dünyada yaşıyoruz) bilmiyorum ama birkaç maçın ardından baygınlık getirmeye başladığını söylemeliyim.
Uzun lafın kısası, NBA 2k serisi de insan yapımı, ama methini o kadar duyunca işte manyak manyak beklentiler doğuyor böyle. O zaman o kadar dövdük oyunu, şimdi biraz da yüceltelim, hakkını verelim. Öncelikle grafikler muazzama yakın durumda. Tabi bilgisayarım kaldırmadığından sürekli en yüksek ayarlarda oynayamıyorum ama “bakalım nasıl görünüyor” diye açıp bakınca ortaya çıkan şey şahane. Çok janjanlı. Oyuncuların tamamına yakını gerçeğine çok benziyor, benzerlik oyuncunun ünü ve başarısı arttıkça daha da artıyor tabi. Koçları geçtim diğer teknik heyeti bile aynen geçirmişler. Millet yorumlarında “utanmasalar Staples Center’daki Lakers maçlarına Jack Nicholson’ı da koyacaklarmış” diyor. Pota altı fotoğrafçıları, masa hakemleri, basın mensupları, dansçı kızlar, paspasçı oğlanlar, seyirciler (özellikle şu işaret parmağını gösteren koca el takanlara bayıldım)… Grafiklerde ilk defa karşılaştığım bir mevzuysa alan derinliği. Arkaplan bildiğiniz bulanık yahu. Böylece 3B grafikten ziyade gerçek bir görüntüye daha çok yaklaşmış oluyor ortalık. Ama hataları da yok değil. Mesela potadaki filenin alt kısımları arkaplandaki “derin alan”a kapılınca üstü net olmasına rağmen altı bulanık oluyor. Ayrıca camdan yapılan panyalar da bir başka hataya neden oluyor. Eğer hata değilse o camlar düz değil, mercek özelliğinde diyeceğim. Çünkü arkası bulanıkken panyanın içinden arka taraf net görünüyor.
Oyun teknik basketbolü uygulamakla yanıp tutuşan bizim gibilerin ellerinden tutuyor. Antrenman bölümünde artık sadece tek adam, elinde top, kontrolleri antrenman yapmıyoruz. Gayet ikili oyunlar, hücum setleri, savunma çeşitleri, hatta antrenman maçları bile yapabiliyoruz başka takımlara karşı. Sahanın zemininde oyun çizgileri çıkıyor, bunları takip ederek hücum setlerini uygulayabiliyoruz. Hem antrenmanda, hem maçta. Gerçi maçta rakibin savunması sürekli adam adama olduğundan pek taktik savaşına girilmiyor (kim bilir belki de en zor seviyede rakip alan savunması da yapıyordur) ama yine de insan kendini tatmin edebiliyor iki üç hücum seti uygulayarak. Uygulama yeri doğru ya da yanlış, neticede azami bir iki pas yapıp hemen içeri dalmaktan ya da şut çekmekten iyidir. Sadece salon basketbolüne mahkum değiliz, dilersek oynayalım diye sokak basketbolünü de getirmiş ayağımıza 2k Sports. NBA Blacktop adı verilen bu kısımda Rucker Park’ta NBA basketçileri ve birkaç ünlü isimle basketbol oynuyoruz. Dilersek birden beş kişiye kadar takımlarla maç yaparken, dilersek smaç yarışması, dilersek üçlük yarışması, dilersek üç kişi teke tek maç… Böyle çeşitli atraksiyonlara giriyoruz. Smaç olayı için illa ki oyun çubuğu lazım, klavyeyle olacak şey değil. Zamanında NBA Live 2005’te de vardı bu, onda azıcık da olsa birkaç çeşit smaç basabiliyorduk ama bunda o bile olmayabiliyor. Ayrıca maçlarda da birkaç serbest stil hareket var ama çözemedim onları. Belki onlar da klavyeden olmuyordur. Mesela işte topu savunmacının alnına çarptırıp geri alıp yanından sıyrılmak gibi. Etik olarak hiç sevmediğim bir davranıştır ama o aklıma geldi.
Ben burada tıkandım sevgili okurlar. Bundan sonrasını kendiniz halledin :P. Oyunumuz en başta PC olmak üzere (nihayet), PS3, PS2 ve Xbox 360’a çıktı. Ben PC versiyonunu 70 kağıda aldım. Biraz pahalı aslında bir spor oyununa göre, zira her yıl çıkan bir şey. Ama uzun süredir beklediğimden hiç çekinmedim verdim o kadar parayı aldım. Şimdilik memnun sayılırım. En azından şu anda bundan daha iyisi yok. NBA Live bu yıl bilgisayara çıkmamışken konsolcu olmayan basketbol severlerin başka alternatifi de yok. Şöyle güzel bir bilgisayar düzüp bir de güzel bir oyun çubuğu alındı mı çok keyifli oynanacak bir basketbol oyunu NBA 2k9.
Yapımcı: Visual Concepts
Yayıncı: 2k Sports
Çıkış zamanı: Ekim 2008
Türkiye dağıtıcısı: Aral İthalat (69 lira idi, ancak stoklarda kalmamıştır artık)
Bulunduğu platformlar: Bilgisayar, Playstation 3, Playstation 2, XBOX 360
Oyunun internet sitesi: http://2ksports.com/games/nba2k9
Etiketler: basketbol, cep, inceleme, oyun + Kategori: Teknoloji



