Level Dergisi, Eski Günler…
Hayatım boyunca almış olduğum bütün dergiler elbet yaşamımda bir iz bırakmış, bir etkiye sahip olmuştur. Bunu inkar etmem mümkün değil, tek sayısını edinmiş olduğum dergiler için bile. Ama içlerinde bir dergi var ki, en parlak dönemleri gelişme çağıma denk gelmiş, yazma ve konuşma üslubumu şekillendirmiş, hayatıma aldığım bütün dergiler, okuduğum bütün kitaplardan daha fazla etki ve katkıda bulunmuş bir şey: İlk defa 1999 yılının Mart ayında tanıştığım Level dergisi.
11 yıl öncesi… Ufaklık olunan dönem. Sınıfta popüler olmayan, milletle konuşacak ortak ilgi alanı kovalayan bir ufaklık. O güne kadar Bilim Çocuk almış dergi olarak, popüler değil tabi ki çocuklar arasındaki sohbetlerde. Daha da küçükken Dinozorus, Şirinler gibi dergilerden geçiyor yolu ama, o da konuşulmuyor. İki kafadar var, teneffüslerde çıkıyor bunlar yan yana bahçede dolana dolana her on dakika boyunca oyun muhabbetleri yapıyorlar. O zamanlar benim de hatırı sayılır bilgisayar geçmişim var ama onlara katılamıyorum, oyunları beceremiyorum ki! Time Commando vardı hediye gelen, daha ilk düşman karşıma çıktığında yerimde hopluyordum. Tomb Raider 3 aldım bir keresinde, korkumdan hep Lara’nın evindeki alıştırma bölümünü oynuyordum. Onda da tabi hizmetlisi karşıma çıkınca hopluyordum hiçbir şey yapmadan dolansa da…
Oyunları oynayamayınca nasıl müdahil olabilirdim ki bu iki kafadarın sohbetlerine?
Okula oyun dergileri getirenler de oluyordu ara sıra. Teneffüste çıkarıyordu eleman dergiyi, güya kendi çapında okur gibi. 1 dakika içinde sırasının çevresini sarıyordu tabi sınıftaki meraklı çocuklar. “Hmm” dedim, “Oynayamıyorum ama dergi okursam ortak ilgi alanı yaratmış olur muyum? Olurum!” dedim. Annemin muhalefetine rağmen Mart 1999’da ilk defa Level dergisini almış oldum. O kadar muhalefet vardı ki, dergiyi hafta içi almıştım, hafta sonuna kadar açılmadan vestiyerdeki dolapta saklandı dergi. Hani derslerime mani olur falan ya!
Dergiyi ilk açtığım zamanı hatırlıyorum. Sinan Akkol’un önsözüyle ilk defa karşılaşmıştım. Önceki ay kaybettiğimiz Barış Manço’ya veda yazısı yazmıştı. İçerikten de birkaç başlığı hatırlıyorum. Baldur’s Gate kapaktı, haber bölümünde Midtown Madness o zamanlar ilk defa duyuluyordu. Üstelik şehir sokaklarında dolaşabileceğimizi öğrendiğimizde şok olmuştuk (sınıfcak). PC Hilekar bölümünde SimCity 3000’in hileleri vardı, az kullanmadım. Strateji ustası bölümünde Tomb Raider 3, Lara Croft’un o zamanki biz çocuklara çok çekici gelen resimleriyle bezeli bir şekilde tam çözümüyle yerini almıştı. Okur mektupları bölümünün o zamanki adı neydi hatırlamıyorum ama, Ayın Okuyucu İncisi kutusu gülmekten kırar geçirirdi. Son Sayfa vardı, bilgisayarlarımızdaki donanım yükseltmeleriyle ilgili manidar bir yazı yazılmıştı.
O zamanlar ön inceleme diye bir şey yoktu. Köşe yazıları da sonradan çıktı. Demolar ufak tefek olduğundan, bir CD’de 20-30 tane tadımlık oyun olurdu. Çıkacak oyunların videolarını değil, resimlerini izlerdik. O dönemin kadrosu benim için “ikinci efsane kadro”dur. Ozan Simitçiler, Ozan Ali Dönmez, Burak Hun (a.k.a. Wanted), Mega Emin, Sinan Akkol, Berker Güngör, Kadir Tuztaş aklıma şimdi gelen isimler. Cem Şancı tam da benim aldığım ikinci Level’da katılmıştı ekibe. Şimdiki üslubundan eser yoktu ama; aralarına yeni katıldığından mıdır, yoksa o zamanlarda zaten öyle midir bilmem, oldukça ciddi bir dille yazardı incelemelerini. İlk zamanları sıkıcıdır, şimdiki zamanları yüksek egolu ve cıvıktır belki. Ancak benim beğendiğim tam kıvamını 1999’un sonlarına doğru yakaladı. Ondan sonra 2001 civarı dergiden ayrıldığında hakikaten üzüldüğümü söylemem gerek.
2000 yılına girildiğinde dergide revizyonumsu şeyler oldu. Dönemin en rakip dergisi PC Gamer’dan toplu yazar transferleri oldu. İlk etapta pek alışamasam da birkaç ay içinde işte benim “en efsane kadro” dediğim künye meydana gelmişti: Sinan Akkol, Berker Güngör, Serpil Ulutürk, Tuğbek Ölek, Güven Çatak, Burak Akmenek, Batu & Gökhan, Onur Bayram (favorimdi!), Cem Şancı, Mega Emin ve Eser Güven hepsi bir aradaydı. Gerçekten bu dönemde çıkan sayıları hala arşivimin yanına gittiğimde çıkarır okurum. Mart 1999 – Ağustos 2001 arasında Level aldığım bu dönemde işte, olay artık sınıfta oyun sohbetlerine ortak olmaktan çıkmış, herkesten bağımsız bir kafa dinleme, kendine bir şeyler katma etkinliği olmuştu. Oyun kültürü değildi Level’ın bana kattığı sadece. Dünya görüşü kattı, kültürel yönelim sağladı, insanlar hakkında fikirler verdi. Parantez aralarından yazarların birbirleriyle sohbet etmesine bayılırdım, sanki benim arkadaşlarımmış gibi severek okurdum. O zamanlar ortaokula giden bir çocuk için belki anneler babalar tarafından “olmayacak olmayacak gereksiz şeyler” kategorisine giriyordu bir oyun dergisi, ama benim o zamanlar kendi dünyamı oluşturan şeylerin başında geliyordu o dönemin Level’ı.
2002 yılında Lise Giriş Sınavı’na girecek olmam, ailemin o dönemlerde iç işlerime karışabiliyor olması, “oyun dergisi okursa derslerinden geri kalır” şeklinde düz mantıkla hareket etmesi yüzünden 2001 yılının Ağustos ayında son bir defa Level aldım. O zaman gerçekten çok üzülmüştüm. O günden sonra 2005’e kadar Level almama izin vermediler. Bilgisayarı istediğim zaman kullanmak, harçlığımla istediğim şeyi sorgusuz sualsiz almak gibi bağımsızlıkları ilk kazandığım zaman da işte, 2005’te Level’ın 100. sayısına denk gelir. Kişisel uyanış başladı, “yeter ulan!” dendi, “her şey için izin almak zorunda mıyım?!” diye iç dünyada ayaklanma gerçekleşip yumruklar havaya kalkınca, Level’ın 100 numaralı sayısını o yıl gireceğim ÖSS’ye rağmen bahane ederek ikinci Level dönemimi başlatmış oldum hayatımda. Kadro değişmiş tabi bir miktar, gözüme yeni görünenlere pek ısınamadım. Ancak o sayının anılardan oluşan bölümü bile tek başına yeterdi. Özellikle benim ilk aldığım döneme denk gelen kısımlar…
Nisan 2005’te ikinci defa başlayan Level okurluğu maceram bu sefer Kasım 2007’ye kadar sürdü. İkinci dönemde elbette ilk dönemdeki tadı alamadım. Ancak sevdiğim yazarları takip etmek, yazılarını okumak hala oldukça keyifliydi. Bu dönemde derginin forumlarında da aktif bir kullanıcı oldum, hatta Boo! dergisinin ilk kadrosu o forumdan bir araya geldi. 1 yıl kadar sonra Level’da bizi tanıtmışlardı internet siteleri bölümünde. Fevkalade bahtiyar olmuştum.
Yazının gidişatından anlaşılacağı üzere ikinci dönem de bitti, artık Level almıyorum. Kasım 2007’de bıraktım. N’içün? Çünkü 2007 yazında derginin bağlı olduğu şirket olan Vogel’in Türkiye kısmını Doğan Yayın Grubu almıştı. Bunun üzerine benim takip ettiğim yazarların neredeyse tümü dergiden ayrılmıştı. Level’daki son yazılarını Eylül 2007 sayısında yayınladılar. Ekim 2007 sayısını, o ara verdikleri PDF arşivlerinin ikinci yarısını edinmek için, Kasım 2007 sayısını ise yeni kadronun değiştirdiği çehreyi incelemek amaçlı almıştım. Bu tarihten sonra iki kere daha aldım, biri FlatOut 2 oyununu derginin yanında verdiklerinde, biri de yine “n’apıyorlar bakalım” diye merak ettiğim bir zamanda. Gördüğüm manzara bir daha merak etmeme ihtiyaç duydurmadı ki, bir daha da almadım o gün bu gündür.
Uzun lafın kısası, Level deyince benim aklıma 1999-2001 yılları arasındaki o şahane dönem gelir. Şimdinin o döneme en benzer kadrosu Oyungezer bile yaklaşamaz ki, bunun nedeni nitelik olduğu kadar, benim büyümüş olmam da olabilir tabi. O zamanın şartları, algıları hepten farklı. Başka bir yazı konusu bile olur bu. Ama ben burada keseyim. 1997 yılında Berker Güngör’ün tek başına hazırladığı 24 sayfalık ilk sayıdan bu yana 13 yıldır ortalarda olan Level dergisinin şimdiki haline başarılar dilerim, benim aklımda hep o 1999-2001 arasındaki efsane dergi olacak.
Etiketler: anı, dergi, oyun, yazı dizisi + Kategori: Nesneler

Ben de dergi hastası biri olarak bu yazdıklarının tamamına katılıyorum.Level özellikle (bence) 97-02 yılları arasında zevkle okuduğum bir dergi idi. (ben de ilk yıllar kesintisiz olarak 2003-2004 arasına kadar var. Hatta Chip özellerden adventure dergisi bile var.) Hem görsellik hem içerik hem de koku olarak :).