<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Adnan:Alper:Demirci &#187; Teknoloji</title>
	<atom:link href="http://blog.alperdemirci.com/kategori/teknoloji/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://blog.alperdemirci.com</link>
	<description>Internet günlüğü, kişisel alan.</description>
	<lastBuildDate>Thu, 18 Nov 2010 22:59:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Vukuatlar Bitmez&#8230;</title>
		<link>http://blog.alperdemirci.com/vukuatlar-bitmez/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=vukuatlar-bitmez</link>
		<comments>http://blog.alperdemirci.com/vukuatlar-bitmez/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 02 Oct 2010 20:36:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Alper</dc:creator>
				<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[anı]]></category>
		<category><![CDATA[arıza]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[elektronik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.alperdemirci.com/?p=149</guid>
		<description><![CDATA[Yaklaşık olarak 4 senede bir bilgisayarı yenilediğim görülmüş bir şey. Daha önce de anlattığım gibi (1 2) nice vukuat çıkardım bilgisayarlar üzerine. Ama ben hiç bu kadar yorulduğumu hatırlamıyorum! 2009&#8242;da topladığım bilgisayara yaklaşık 1 yıl 1 ay boyunca sadece iki kere sistem kurmama rağmen iki tane büyük arıza çıkarmasıyla geçmişteki bilgisayarlarım arasına damgasını vurdu! Bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yaklaşık olarak 4 senede bir bilgisayarı yenilediğim görülmüş bir şey. Daha önce de anlattığım gibi (<a href="http://blog.alperdemirci.com/vukuatlarim/" target="_blank">1</a> <a href="http://blog.alperdemirci.com/vukuatlarim-ikinci-perde/" target="_blank">2</a>) nice vukuat çıkardım bilgisayarlar üzerine. Ama ben hiç bu kadar yorulduğumu hatırlamıyorum! 2009&#8242;da topladığım bilgisayara yaklaşık 1 yıl 1 ay boyunca sadece iki kere sistem kurmama rağmen iki tane büyük arıza çıkarmasıyla geçmişteki bilgisayarlarım arasına damgasını vurdu! Bu damganın nedeni, iki arızanın da kendisini servise götürmek ve kendisinden yaklaşık 1 ay süreyle ayrı durmak zorunda bırakması. Gerçi ikinci arıza olalı henüz bir hafta oldu ancak bu yazıyı yazdığımda henüz hala evde durduğu için illa ki 1 ayı bulacaktır!</p>
<p>Dandik tepkiler almakta büyük başarıya ulaşan heavy metal dergisi <a href="http://samar.boodergi.com" target="_blank">Şamar</a>&#8216;ı yayınlamadan tam bir gün öncesi&#8230; Harıl harıl yazı yazıp yetiştirmeye çalışıyorum. Geceyarısına 2 dakika var. Takır takır Wendy O. Williams yazısı yazarken bir anda ekran karardı!</p>
<p><strong>(bu paragrafı detaycılar okusun, diğerleri bunu atlayıp akışını bozmasın)</strong><br />
Sistem fanı daha hızlandı. &#8220;Uykuya mı geçti bilgisayar noldu?!&#8221; diye klavyeyi karıştırdım, fareyi oynattım, nafile. Baktım, Num Lock ışığı değişmiyor tuşuna bastıkça. Kilitlendi makina durduk yere. Yazıyı kaydetmemiştim de, Word otomatik kaydetse bari. Kapattım bilgisayarı, tekrar açtım. Monitörde yine tık yok. Haydaa&#8230; Bekledim biraz. Tekrar açtım, bu sefer geldi. Bios ekranı açıldı, sonra yine gitti. Tekrar denedim, Bios&#8217;tayken hemen ayar ekranına geçtim. Baktım, içerinin sıcaklığı 40 derece, gayet güzel. Niye arıza çıktı o zaman ısınmadıysa! Tekrar denedim, bu sefer Windows açıldı. Messenger&#8217;ı da açtım, tam konuşmalarımdan birini devam ettireceğim, yine gitti. Kasayı açtım baktım, bir yamuk yok. Niye böyle peki? Fanlar mı dönmüyor? Yoo dönüyor. Daha sonra açılışta anakart bir uzun iki kısa ötmeye başladı. Bunun ekran kartı arızasına işaret ettiği söyleniyor. Gerçekten de hoparlörü açtım, bekledim. Bir süre sonra Windows açılış sesi geldi görüntü yokken. Demek ki sorun görüntüde&#8230;</p>
<p>Yaptığım teşhis çalışmaları sonucunda arızanın ekran kartında olduğunu tespit ettim, ama şifalı elim yok ki dokunup düzelteyim! İşler var bekleyen. Ablamın dizüstü bilgisayarı imdadıma yetişti. Ama çalıştığım dosyaları almam lazım harddiskten, o nasıl olacak? Ertesi gün birkoşu gittim bir <a href="http://www.vatanbilgisayar.com/everest-sl-h380-sl-h380-3.5-idesata-harddisk-kutusu-usb-2.0/productdetails.aspx?I_ID=46793" target="_blank">harddisk kutusu</a> aldım geldim. Gerekli dosyaları aldım, Flash ve Fireworks kurdum, bir de Office 2007 dosyalarını çeviren eklentiyi. İşte hazır. Çalışmalara devam.</p>
<p>Cumartesi gecesi bilgisayar bozuldu, Pazar günü taşınmayla geçti, Pazartesi akşamıysa nihayet bütün işleri bitirip Şamar&#8217;ı yayınladım (yayınlamaz olaydım ya neyse) (tecrübe oldu işte, bir sonraki işinde daha sağlam yaparsın) (hadi bakalım görücez, adımızı rezil diye çıkarmayalım 9&#8242;a da hele :F ).</p>
<p>Elektronik cihazlarla aram hiç iyi değil, bu konuda kesinlikle eminim artık! Vukuat alanım sadece bilgisayar olsa yine iyi, zamanında (sene 2007) ikinci el Nikon f801 (tam otomatik, filmli fotoğraf makinesi) almıştım, aldığımın ikinci gününde bozmuştum. Alırken sağlamdı, bizzat kendim gördüm! Başka var mı böyle vukuat? 2 defa elektronik laboratuarı, bir kere de staj için (benim sıkletimde) büyük çaplı devreler kurmuştum, hiçbiri adam gibi çalışmamıştı. O iki laboratuardan birini tek başıma yapmıştım da çalıştıramamıştım (halbuki simülasyonda takır takır çalışıyordu), ikincisindeyse çalışacağından ümidi kesip seminere gitmiştim (o da simülasyonda&#8230;). Ben gittikten sonraysa gruptaki diğer elemanlar çalıştırmayı başarmış. Hocaya gösterirlerken ben orada olmadığımdan benim notumu düşük vermişti eşşek hoca! Stajdaysa durum biraz daha güvenli, en azından beklediğime yakın bir çıkış aldım ama sorunlu elbet, sorunu da tesbit edip deftere yazdım. &#8220;En azından adam sorunun kaynağını biliyor&#8221; denip stajın kabul görmesi en büyük temennim&#8230; En büyük korkumsa, son sınıftaki projelerin bu gelenek eşliğinde gerçekleşememe ihtimali.</p>
<p>Elektronikten nefret eden, ama çağın gereği olduğu için uzak kalamayan, üstelik elektrik-elektronik mühendisliğinden mezun olacak başka bir vatandaş varsa beri gelsin! Şu genç yaşımda yaşlı düşüncelere boğuldum&#8230; Bir başka vukuat olursa elbet onu da haber vereceğim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.alperdemirci.com/vukuatlar-bitmez/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>NBA 2k9</title>
		<link>http://blog.alperdemirci.com/nba-2k9/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=nba-2k9</link>
		<comments>http://blog.alperdemirci.com/nba-2k9/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Feb 2010 12:45:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Alper</dc:creator>
				<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[basketbol]]></category>
		<category><![CDATA[cep]]></category>
		<category><![CDATA[inceleme]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.alperdemirci.com/?p=79</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazıya nostalji yaparak başlamak isterdim ama öyle olursa yazımız baya uzayacaktır. Lakin isim vermeden geçemeyeceğim, ilk oynadığım NBA oyunu 1996&#8242;daki NBA Full Court Press demosuydu. Demoda Doğu ve Batı Konferansları arasında oynanan All Star maçı vardı. NBA&#8217;de en sevdiğim dönem olan 90&#8242;lardaki mühim oyuncuları ilk o zaman tanıdım. Reggie Miller, Karl Malone, Glen Rice, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_80" class="wp-caption alignright" style="width: 210px"><a href="http://blog.alperdemirci.com/wp-content/uploads/2010/02/010711b.gif" rel="lightbox[79]"><img class="size-medium wp-image-80" title="NBA 2k9" src="http://blog.alperdemirci.com/wp-content/uploads/2010/02/010711b-200x283.gif" alt="NBA 2k9" width="200" height="283" /></a><p class="wp-caption-text">Afişte Kevin Garnett</p></div>
<p>Bu yazıya nostalji yaparak başlamak isterdim ama öyle olursa yazımız baya uzayacaktır. Lakin isim vermeden geçemeyeceğim, ilk oynadığım NBA oyunu 1996&#8242;daki <a href="http://www.gamespot.com/pc/sports/nbafullcourtpress/index.html" target="_blank">NBA Full Court Press</a> demosuydu. Demoda Doğu ve Batı Konferansları arasında oynanan All Star maçı vardı. NBA&#8217;de en sevdiğim dönem olan 90&#8242;lardaki mühim oyuncuları ilk o zaman tanıdım. Reggie Miller, Karl Malone, Glen Rice, Shawn Kemp… Heyt gidisinin o zamanki oyuncuları… Ondan sonra sırayla işte <a href="http://www.gamespot.com/pc/sports/nbaaction98/index.html" target="_blank">NBA Action 98</a>, malum NBA Live serisi falan filan derken en son 2005 versiyonunu oynadım o malum serinin. 4 yıl geçmiş aradan sevgili okurlar. 4 yılda teknoloji değişimi demek ne demek biliyor musunuz?  Bu arada bilgisayarım da 2005 yazında toplanmış bir makine, teknolojik olarak 4 yıl gerisine doğru yaklaşıyor artık aylar geçtikçe (<strong>güncel not:</strong> 2009 yazında yeni bir makine topladım, bu yazıyı yazdığım zamana göre daha az teknoloji fakiriyim).</p>
<p>Yıllarca NBA Live serisinin yapmacıklığına karşı konsol oyuncularının ağızlarından düşürmediği basketbol oyunu serisiydi NBA 2k serisi. Biz bilgisayardan oyun oynayanlar hüzünle bakıyorduk onlara, zira salt konsollara çıkan bir oyundu bu. Gayet bilgisayara da uyarlanabilecek oyunlar sadece konsollarda kalınca yapımcılara &#8220;püü saygısızlar&#8221; diyorduk kendi çapımızda. 90&#8242;ların başlarından beri en güçlü ve sürekli gelişen oyun aleti bilgisayar olmuştu zira. Endüstriyi taşıyan ana meta da bilgisayardı. 90&#8242;ların sonu 2000&#8242;lerin başlarında nasıl da dalga geçerdik Playstation&#8217;ın grafikleriyle… O zamanki kafamıza göre o dönemin ev aterilerinin (Famicom&#8217;lar, Sega Mega Drive&#8217;lar falan) (90&#8242;ların ilk yarısının aletleri bunlar aslında ama malumunuz ülkemiz birkaç yıl geriden takip ediyordu ne yazık ki) kompakt diskle çalışanıydı işte ne ki… Çocuk kafamızla mübalağa yapmışız ama.</p>
<p>Konuyu yine saptırmayı başardım sevgili okurlar. Yani demem o ki, 2k Games adlı firmaya kıl oluyorduk aynı zamanda basketbol oyunlarına (College Hoops&#8217;u unutmayalım) gıpta ile bakarken. Ama nihayet, sonunda, 2k Games&#8217;in 2k Sports kolu, bu güzide basketbol oyununu biz bilgisayardan başka büyük ölçekli makinede oyun oynamayanların huzurlarına hazırladı, yayınladı. Göz yaşlarımı tutamamaktayım sevgili okurlar, resmen bu oyun hücum setlerini öğretebiliyor yahu!</p>
<p><strong>Güncel not:</strong> Yazı çok uzun olduğu için bu notu buraya koydum, aşağıya kadar sabredemeyenler için. Bu yazıyı <a href="http://www.boodergi.com" target="_blank">Boo! dergisinin</a> 36. sayısı için yazmıştım, teorik olarak 15 Aralık 2008&#8242;de çıkmış olması lazım. Gereksiz 1-2 paragraf ile 4-5 cümleyi kırptım, gerekli gördüğüm yerlere güncel notlar girdim. Onun dışında birkaç gülme efektini (&#8220;heh heh&#8221; şeklinde) de kırptım. Önümüzdeki günlerde bu yılın basketbol oyunu olan NBA 2k10&#8242;un da incelemesini yazıp burada yayınlayacağım. Kısmet olursa Boo!&#8217;nun yakında yayına girecek olan eksik sayılarında da yayınlanır. Güncellikten kopmayalım NBA 2k10 çıkalı çok olmuş olsa bile :P</p>
<p><strong>Geri saralım Uğurcuğum</strong><br />
Geri saralım ki oyunu aldığım güne dönelim. Ben bilgisayarıma NBA 2k9&#8242;dan evvel en son oyun aldığımda takvimler 2007 yazını gösteriyordu, Test Drive Unlimited idi. Ben bilmem, kopya korumadır şudur budur, zira Test Drive&#8217;da da yoktu. Benim bildiğim, orijinal oyun alınca eve getirirsin, oyun anahtarını girersin, kurup sorunsuzca oynarsın. Kopya oyunlara tövbe dememin nedeni de budur zaten yıllar evvel, yok program kur, yok sanal sürücü yap, yok optik sürücünün kablosunu sök… Türlü maymunluk. Ama görmeyeli artık orijinal oyunlar da önlem olarak maymunluklara yöneliyor olsa gerek (sınırlı sayıda kurma olayını saymıyorum tabi, bildiğim bir şeydi o zaten uzun zamandır). Mesela işte, NBA 2k9&#8242;un da ufak çaplı maymunluğu var. O yüzden geri sardırdım Uğurcuğuma.</p>
<p>Oyunu uzun uğraşlar ve &#8220;ya gelmediyse&#8221; gerilimi eşliğinde 70 liraya aldım afedersiniz. Geldim eve, yemekten, sudan, tuvaletten önce yapmam gereken şey, şu oyunu kurmaktı. Yine de kurulana kadar internette takılırım diye malum 15 metrelik ağ kablomu salondaki modeme taktım, bilgisayarın başına kuruldum. Ana! Internet yok! Neyse canım, benim esas gayem oyunu kurmak zaten. Taktım DVD&#8217;yi kur dedim, önce Steam dediğimiz sistemi kurmak istedi. Hani şu Valve adlı firmanın kurduğu oyun servisi. Ondan sonra dedi ki, Steam&#8217;in güncellemesi inmeli. Ben dedim bağlantı yok sonra yap. O dedi, aslında bir şey demedi, kapandı. Tekrar açtım yine o. Sonra baktım DVD&#8217;nin içine, oyunun kendi kurulumu var mı diye, yokmuş efendim. Ben böyle sistem görmedim hayatımda. Şu genç yaşında dinozor hissetmek nasıldır bilir misiniz? 3 yaşınızdan beri klavyeye dokunup oyunları ucundan kıyısından oynarsanız bilirsiniz.</p>
<p>Kısacası, oyun bizden kurulum sırasında internet bağlantısı istiyor. Sonra eğer halihazırda Steam üyeliğiniz varsa giriş yaparak, yoksa üye olarak oyunu aktifleştiriyorsunuz. Bu yönden bağımsız bir oyun değil bu, yazık. Program Files içinde kendi klasörü bile yok, Steam klasörünün içine kuruluyor.</p>
<p>Türk Telekom bizim bölgede arıza yapacak zamanı güzel seçmiş ama, bu kadar heyecanlı adama bu yapılır mı hiç? Neyse ki 1-2 saat kadar sonra geldi bağlantı sinyali tekrar (<strong>güncel not:</strong> Artık Kablonet kullanıyorum, modem de odamda olduğundan 15 metrelik kabloyu çekmeme gerek kalmıyor. Hayat güzel).</p>
<p><strong>Yine uzattık girişi</strong></p>
<div id="attachment_81" class="wp-caption alignright" style="width: 210px"><a href="http://blog.alperdemirci.com/wp-content/uploads/2010/02/nba01.jpg" rel="lightbox[79]"><img class="size-medium wp-image-81" title="NBA 2k9 Hatası" src="http://blog.alperdemirci.com/wp-content/uploads/2010/02/nba01-200x159.jpg" alt="NBA 2k9 Hatası" width="200" height="159" /></a><p class="wp-caption-text">Üstteki resimde garip olan şeyi bulun, hiç bir şey kazanmayın</p></div>
<p>Boo! denen dergi bu kadar küçük ebatlı olmasa sorun değil de, böyle küçük olunca benim yazdığım yazı sayfaları buluyor. Neyse, oyunun şurasında şu var burasında bu var demektense gözüme çarpan olumsuz ve olumlu unsurların üzerine eğilmeyi tercih edeceğim yazının geri kalanında. Olumluların arasında muhtemelen gözüme çarpan yeni şeyleri sayacağım, ama bunlar bayadır olan şeyler olabilir. Oynadığım en son basketbol oyununun NBA Live 2005 olduğunu dikkate alarak okuyunuz efendim.</p>
<p>Önce olumsuz şeyleri sayayım ki olumluları sona verip oyun hakkındaki düşüncelerinizi olumsuz yapmayayım azizim. Şimdi mesela menüden başlayabiliriz. Oyun açıldığı gibi karşımıza dostluk (!) (Lakers-Celtics varsayılan zira) maçı ekranı çıkıyor, ekranın altında değişen yazılar bizim kontrollerimizi gösteriyor. Esc&#8217;ye basınca ana menü açılıyor mesela. Dalgınlıkla Enter&#8217;a bassak hop doğrudan maça gidiyor. İki saat oradan çıkart işin yoksa.</p>
<div id="attachment_83" class="wp-caption alignleft" style="width: 210px"><a href="http://blog.alperdemirci.com/wp-content/uploads/2010/02/nba02.jpg" rel="lightbox[79]"><img class="size-medium wp-image-83" title="NBA 2k9 Hatası / 2" src="http://blog.alperdemirci.com/wp-content/uploads/2010/02/nba02-200x159.jpg" alt="NBA 2k9 Hatası / 2" width="200" height="159" /></a><p class="wp-caption-text">Los Angeles Zombies, Boston Liches&#39;a karşı!</p></div>
<p>Menü ilk başlarda çok karışık gelmişti bana açıkçası, ama zamanla alıştığımı söyleyebilirim. Alışılabilen bir şeyse burada eleştireceğim nokta menünün karışıklığı değil, kullanıcı dostu olmamasıdır. Zira ekranın sürekli altında dönen &#8220;şunu yapmak için şuna basın&#8221; zamazingosu bence hiç yeterli bir şey değil. Bir kere bir yazıyı kaçırınca beklemek zorunda kalıyoruz tekrar gelsin okuyalım diye. Kullanıcıya yardım eden kısımlar daha bir pencere içinde, taşınabilir, istenildiği zaman istenilen bilgiye ulaştıran bir yapıda olabilirdi. Sadece o değil, çözünürlüğü yükseltmeme rağmen menü öğeleri çok büyük. Benim gibi boş alanı çok, öğeleri küçük sistem kullanmaya alışmış kişiler çok zorlanacaktır. Boğuluyorum menülerde resmen. Daha çok ve daha yararlı şeylerle bezeyebilecekken bir ekranı, bunu birden fazla ekrana dağıtmak hiç hoş gelmiyor bana. Aynı şey takım yönettiğimiz Association modunda da mevcut. Menajerlik menüsü, koç menüsü falan gayet sadeleştirilebilir durumda. Ve eminim çok daha kolay ve rahat olurdu kararlarımızı gerçekleştirmesi. Yok işte rotasyon düzenlemesi ayrı sayfada, aynı listenin bulunduğu istatistik tablosu, oyuncu maaşları falan… Bunlar hep ayrı sayfalarda. Hepsi bir arada olsa karmaşa olurdu belki ama filtre diye bir şeyimiz var, ondan veririz o zaman. Üstelik oyun buralarda da hiç yardımcı değil oyuncuya. Özellikle basketbolü idari yönden takip etmiyorsanız Association modunu suyunu çıkarana kadar oynamayı unutun derim. Pes edip birçok şeyi oyunun otomatiğine bağlıyorsunuz, size sadece rotasyonu ayarlamak, maç yapmak kalıyor en basit haliyle.</p>
<p><strong>iNcik Boncuk Ayrıntı 2k9</strong><br />
Ama diğer yönden bakalım, eğer idari basketbole de hakimseniz, gerçekte kulüplerin yaptığı neredeyse her şeyi yapabiliyorsunuz. Oyuncuların tutum ve morallerini dengede tutmaya çalışarak takım kimyasını oturtuyorsunuz, oyunculara bizzat kendiniz oynayarak hem de, bireysel antrenman yaptırabiliyorsunuz. Çaylak oyuncu takibi var, takaslar var, bunlar zaten olması gereken şeyler. Ondan sonra idari kadroda da değişiklikler yapılabiliyor. Oyunu dilersek koç olarak da oynayabiliyoruz, kah maç içinde, kah simülasyon ekranından. Burada olayımız tabi doğru yerlerde mola almak ve adam değiştirmek ile doğru oyun setlerini oynatmak. Bunların dışında sanırım başka bir şehre taşınmak veya yeni salon yaptırmak haricinde bir basketbol idaresinin yapabileceği her şey var galiba.</p>
<p>Oyun içindeki olumsuz şeylere gelelim. Şimdi öncelikle konsoldan devşirme bir oyun olduğu her yanından anlaşılıyor. Tuşlara B1 B2 B3 … B12 gibi isimler verilmiş, taktik seçerken ya da oyun bazı konularda bilgi verirken hep bu tuş isimlerini söylüyor. Bunları ezberlemekse baya zor yani. Zaten klavyeden ziyade oyun çubuğunda oynamalık bir oyun bu oyun. Ama normal maçta da gayet güzel oynanabiliyor klavyeyle. Sadece işte tam oynanabilirlik performansı almak için lazım oyun çubuğu. Onun da XBox 360 usulü olması makbul. Kontrol kombinasyonlarında NBA Live serisine göre farklılıklar var biraz. Mesela top çalmayla şut aynı tuşla kontrol ediliyor, halbuki ben zıplamayla şutun aynı tuş olmasına alışmıştım NBA Live&#8217;dan. Kontrollere ilk birkaç maçtan itibaren alışılıyor, ondan sonra zaten artık hangi taktiğin hangi tuşta olduğunu ezberlemeye başlıyorsunuz.</p>
<div id="attachment_84" class="wp-caption alignright" style="width: 210px"><a href="http://blog.alperdemirci.com/wp-content/uploads/2010/02/nba03.jpg" rel="lightbox[79]"><img class="size-medium wp-image-84" title="NBA 2k9 / Cheryl Miller" src="http://blog.alperdemirci.com/wp-content/uploads/2010/02/nba03-200x159.jpg" alt="NBA 2k9 / Cheryl Miller" width="200" height="159" /></a><p class="wp-caption-text">Cheryl Miller saha kenarından bildiriyor. Uslu bir çocuk olursak bu ekran görüntüsünde kendisini görebilecekmişiz!</p></div>
<p>İlk oynadığım maçta &#8220;abov ayrıntılara bak&#8221; demiştim maçta, herkes böyle diyor zaten. Ama maç yaptıkça bu ayrıntılar rutinleşiyor, oyun bunların üstüne sürprizler koyamıyor. Mesela animasyonlar. Dansçı kızlar, paspasçı oğlanlar, seyirciler falan başta &#8220;abov hakikaten televizyondaki maç gibiler&#8221; dedirtse de anlıyoruz ki başka bir şey yapamıyorlar. Keza kenardaki bekleyen oyuncular da öyle. Ne bileyim yıllardır bu seriyi öyle anlatıyorlardı ki insan maçın durumuna göre kameranın kenardaki bir oyuncuya yaklaşıp onun arkadaşlarıyla şakalaştığını ya da oyuna endişeyle baktığını göstermesini bekliyorum. Ya da oyuncunun takımdaki morali düşükse yine somurtarak beklemesini bekliyorum. Çok şey mi bekliyorum sevgili okurlar? Sadece bu da değil. Sahaya inip koçlarla oyuncularla konuşan kadın spiker olayını da yapmışlar, üstelik sponsor da almışlar, ama sadece kadın, rapor edici konuşmayla aktarıyor bize. Halbuki röportaj sahnesini üretsin oyun, dinlemekle kalmayıp izleyelim de röportaj anını! İstediğim şeyler kolay ve ucuz şeyler değil elbette, ama böyle olunca da &#8220;Bu mu yani&#8221; dedirtiyorlar bana. Sadece kadın spikerimiz Cheryl Miller değil, anlatıcı ve yorumcumuz da çok tekdüze oluyor birkaç maçtan sonra. Sürekli aynı şeyleri tekrarlıyorlar. Hep aynı cümleler dönüyor. Bu adamların &#8220;cümle&#8221; haznelerini niye bu kadar kısıtlı yaparlar bilmiyorum. Hafızaya yük diye mi, yoksa maliyetten ötürü mü (ünlü şarkıcıların bir davete yarım saat katılmak için milyon dolarlar istediği bir dünyada yaşıyoruz) bilmiyorum ama birkaç maçın ardından baygınlık getirmeye başladığını söylemeliyim.</p>
<p>Uzun lafın kısası, NBA 2k serisi de insan yapımı, ama methini o kadar duyunca işte manyak manyak beklentiler doğuyor böyle. O zaman o kadar dövdük oyunu, şimdi biraz da yüceltelim, hakkını verelim. Öncelikle grafikler muazzama yakın durumda. Tabi bilgisayarım kaldırmadığından sürekli en yüksek ayarlarda oynayamıyorum ama “bakalım nasıl görünüyor” diye açıp bakınca ortaya çıkan şey şahane. Çok janjanlı. Oyuncuların tamamına yakını gerçeğine çok benziyor, benzerlik oyuncunun ünü ve başarısı  arttıkça daha da artıyor tabi. Koçları geçtim diğer teknik heyeti bile aynen geçirmişler. Millet yorumlarında “utanmasalar Staples Center’daki Lakers maçlarına Jack Nicholson’ı da koyacaklarmış” diyor. Pota altı fotoğrafçıları, masa hakemleri, basın mensupları, dansçı kızlar, paspasçı oğlanlar, seyirciler (özellikle şu işaret parmağını gösteren koca el takanlara bayıldım)… Grafiklerde ilk defa karşılaştığım bir mevzuysa alan derinliği. Arkaplan bildiğiniz bulanık yahu. Böylece 3B grafikten ziyade gerçek bir görüntüye daha çok yaklaşmış oluyor ortalık. Ama hataları da yok değil. Mesela potadaki filenin alt kısımları arkaplandaki “derin alan”a kapılınca üstü net olmasına rağmen altı bulanık oluyor. Ayrıca camdan yapılan panyalar da bir başka hataya neden oluyor. Eğer hata değilse o camlar düz değil, mercek özelliğinde diyeceğim. Çünkü arkası bulanıkken panyanın içinden arka taraf net görünüyor.</p>
<div id="attachment_85" class="wp-caption alignleft" style="width: 210px"><a href="http://blog.alperdemirci.com/wp-content/uploads/2010/02/nba04.jpg" rel="lightbox[79]"><img class="size-medium wp-image-85  " title="NBA 2k9 / Romantik sahne (!)" src="http://blog.alperdemirci.com/wp-content/uploads/2010/02/nba04-200x131.jpg" alt="NBA 2k9 / Romantik sahne (!)" width="200" height="131" /></a><p class="wp-caption-text">-Yalvarırım gitme Kobe! <br /> -N&#39;artık çok geç Nalan!</p></div>
<p>Oyun teknik basketbolü uygulamakla yanıp tutuşan bizim gibilerin ellerinden tutuyor. Antrenman bölümünde artık sadece tek adam, elinde top, kontrolleri antrenman yapmıyoruz. Gayet ikili oyunlar, hücum setleri, savunma çeşitleri, hatta antrenman maçları bile yapabiliyoruz başka takımlara karşı. Sahanın zemininde oyun çizgileri çıkıyor, bunları takip ederek hücum setlerini uygulayabiliyoruz. Hem antrenmanda, hem maçta. Gerçi maçta rakibin savunması sürekli adam adama olduğundan pek taktik savaşına girilmiyor (kim bilir belki de en zor seviyede rakip alan savunması da yapıyordur) ama yine de insan kendini tatmin edebiliyor iki üç hücum seti uygulayarak. Uygulama yeri doğru ya da yanlış, neticede azami bir iki pas yapıp hemen içeri dalmaktan ya da şut çekmekten iyidir. Sadece salon basketbolüne mahkum değiliz, dilersek oynayalım diye sokak basketbolünü de getirmiş ayağımıza 2k Sports. NBA Blacktop adı verilen bu kısımda Rucker Park’ta NBA basketçileri ve birkaç ünlü isimle basketbol oynuyoruz. Dilersek birden beş kişiye kadar takımlarla maç yaparken, dilersek smaç yarışması, dilersek üçlük yarışması, dilersek üç kişi teke tek maç… Böyle çeşitli atraksiyonlara giriyoruz. Smaç olayı için illa ki oyun çubuğu lazım, klavyeyle olacak şey değil. Zamanında NBA Live 2005’te de vardı bu, onda azıcık da olsa birkaç çeşit smaç basabiliyorduk ama bunda o bile olmayabiliyor. Ayrıca maçlarda da birkaç serbest stil hareket var ama çözemedim onları. Belki onlar da klavyeden olmuyordur. Mesela işte topu savunmacının alnına çarptırıp geri alıp yanından sıyrılmak gibi. Etik olarak hiç sevmediğim bir davranıştır ama o aklıma geldi.</p>
<p>Ben burada tıkandım sevgili okurlar. Bundan sonrasını kendiniz halledin :P. Oyunumuz en başta PC olmak üzere (nihayet), PS3, PS2 ve Xbox 360’a çıktı. Ben PC versiyonunu 70 kağıda aldım. Biraz pahalı aslında bir spor oyununa göre, zira her yıl çıkan bir şey. Ama uzun süredir beklediğimden hiç çekinmedim verdim o kadar parayı aldım. Şimdilik memnun sayılırım. En azından şu anda bundan daha iyisi yok. NBA Live bu yıl bilgisayara çıkmamışken konsolcu olmayan basketbol severlerin başka alternatifi de yok. Şöyle güzel bir bilgisayar düzüp bir de güzel bir oyun çubuğu alındı mı çok keyifli oynanacak bir basketbol oyunu NBA 2k9.</p>
<p><strong>Yapımcı:</strong> <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Visual_Concepts" target="_blank">Visual Concepts</a><br />
<strong>Yayıncı:</strong> <a href="http://2ksports.com/" target="_blank">2k Sports</a><br />
<strong>Çıkış zamanı:</strong> Ekim 2008<br />
<strong>Türkiye dağıtıcısı:</strong> <a href="http://www.aralgame.com" target="_blank">Aral İthalat</a> (69 lira idi, ancak stoklarda kalmamıştır artık)<br />
<strong>Bulunduğu platformlar:</strong> Bilgisayar, Playstation 3, Playstation 2, XBOX 360<br />
<strong>Oyunun internet sitesi:</strong> <a href="http://2ksports.com/games/nba2k9" target="_blank">http://2ksports.com/games/nba2k9</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.alperdemirci.com/nba-2k9/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vukuatlarım, İkinci Perde</title>
		<link>http://blog.alperdemirci.com/vukuatlarim-ikinci-perde/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=vukuatlarim-ikinci-perde</link>
		<comments>http://blog.alperdemirci.com/vukuatlarim-ikinci-perde/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 Jan 2010 16:42:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Alper</dc:creator>
				<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[anı]]></category>
		<category><![CDATA[arıza]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[elektronik]]></category>
		<category><![CDATA[ethernet]]></category>
		<category><![CDATA[linux]]></category>
		<category><![CDATA[windows]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.alperdemirci.com/?p=29</guid>
		<description><![CDATA[Bunca zamandır bilgisayar kullanıp, bu konuda hiçbir zaman yerinde duramayan biri olarak başıma türlü belalar sardığımı söyleyebilirim. Sistemi her yeni kuruşumda mümkün olduğunca temiz kalması için çok uğraşırım ama bir süre sonra içgüdülerden ötürü müdür, yoksa doğal bir süreç midir bilmem, bütün klasörler, kurulu programlar birbirine karışır. Bu benim bilgisayar ortamındaki en efendi halim. Geçen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bunca zamandır bilgisayar kullanıp, bu konuda hiçbir zaman yerinde duramayan biri olarak başıma türlü belalar sardığımı söyleyebilirim. Sistemi her yeni kuruşumda mümkün olduğunca temiz kalması için çok uğraşırım ama bir süre sonra içgüdülerden ötürü müdür, yoksa doğal bir süreç midir bilmem, bütün klasörler, kurulu programlar birbirine karışır. Bu benim bilgisayar ortamındaki en efendi halim. <a href="http://blog.alperdemirci.com/vukuatlarim/" target="_blank">Geçen yazıdakiler</a>le birlikte şimdi anlatacağım vukuatları tekrar düşününce, sanırım &#8220;bilgisayar kullanıcısı kişiliğimle&#8221; karşılaşmamak hepimiz için can güvenliği demek olsa gerek. Özellikle kendisi bizzat bilgisayar olanlar için!</p>
<ol>
<li><strong>Klavye kırmak, anten kırmak:</strong> İkinci perdenin daha en başından vurdulu kırdılı, şiddet dolu bir vukuatla karşılaşıyoruz. Üniversiteye yeni geçtiğim, İzmir&#8217;e yeni taşındığımız dönemler. Evimiz ikinci el olduğundan mıdır, yoksa aldığımızda tadilat yaparken ihmal ettiğimizden midir, her nedense benim odama telefon hattı çekilmemiş. O nedenle ADSL modemimizi salona yerleştiriyoruz, benim bilgisayara da PCI&#8217;dan takılan bir kablosuz ağ alıcısı alıyoruz. Böylece ben de internetin nimetlerinden yararlanabiliyorum. Böyle bir süre cicim ayları geçtikten sonra şikayetler başladı. Kablosuz bağlantı kafasına estiği zamanlarda kopmaya başladı. Esas sinir bozucu olansa hemen 5-6 saniye sonra kendiliğinden tekrar bağlanmasıydı. O 5-6 saniyelik boşluk, dosya indirirken işlemin kesilmesine neden oluyordu, Messenger&#8217;da oturumumu kapatmaya yetiyordu. O dönemler bizim dergi kadrosuyla toplantılar için bol bol kullandığımız toplu konuşma pencerelerinden, bu oturum kapanması nedeniyle düşüp duruyordum. Oturum açınca tekrar biri eklemeyince toplantıya geri dönemiyordum tabi. Çok sabrettim, zor sabrettim. Aklımda hemen 2005 sonları diye kalmış ama, bu duruma getirdiğim kalıcı çözümü 2007 başlarında uyguladığımı hatırlıyorum. Bu durumda en az 1 yıl bu olaya nasıl dayandığıma şaşırıyorum. İşte bu yaklaşık 1 yıllık sürecin içerisinde bağlantı kopunca çok fena sinirleniyordum. Kablosuz ağ teknolojisine belalar saydırıyordum. Sinirimi klavyeye indirdiğim yumruklarla çıkarıyordum. Bir gün bu yumrukların iyice sertleştiği bir günde, hayatımda kendi isteğimle alınan ilk multimedya klavye pes etti. Bazı tuşları çalışmamaya başladı. Mecburen gittim yenisini aldım (şimdi hala kullandığım, bazı harfleri silinmiş kara klavye). Bir gün yine gözüm döndüğündeyse bu sefer hedefim kablosuz ağ alıcısının arkasındaki anten olmuştu. Kendisini güzelce kırmıştım, ama içindeki tel sağlam kaldığından hala çalışıyordu. Bütün bu kablosuz ağ felaketinden tesadüfi bir bahaneyle kurtuldum. Ama bu başka bir vukuatın konusu.</li>
<li><strong>15 metre ethernet kablosu:</strong> Bir gün format zamanım geldiğinde bir hevesle Windows Vista&#8217;ya geçtim. Her şeyi çok güzel tanıdı da, bir türlü şu kablosuz ağ alıcısını tanımadı. Saçmasapan bir donanım yüzünden tekrar sistem kuramazdım, evin yakınındaki bilgisayarcıya gidip 15 metrelik kablo yaptırdım, odamdan salondaki modeme kadar uzattım. Ev halkı gece kalktığında takılıp düşmemek için gece yatarken toplamamı söyledi, o günden sonra Kablo Net&#8217;e geçene kadar hayatım geceleri kablo toparlamakla geçti. Vista kurduktan kısa bir süre sonra performansı beğenmeyip tekrar Windows XP&#8217;ye döndüm ancak bahane ya işte, sırf kablosuz ağa dönmemek için her gün kablo döşemeye devam ettim. Geride bir klavye ile bir anten sakat kaldı&#8230;</li>
<li><strong>Linux kullanamama:</strong> Dönem dönem Windows konusunda krize girerim. Üst üste kurarım ama bir şey ters gider, tekrar kurarım. Bazen format zamanım gelir, farklı bir şey denemek isterim. Böyle zamanlarda elim onlarca Linux CD&#8217;sinden birine gider. 2000&#8242;li yılların ortalarında, düzenli bilgisayar dergisi aldığım dönemlerde aynı zamanda Linux ile ilgili yayınları da takip ediyordum. Buradan gelen özenmeyle sayısız sefer Linux kurmuşluğum vardır. Ama bunlardan hiçbir tecrübenin 3 günü geçtiğini hatırlamıyorum, anında Windows&#8217;un o evimde hissettiren ortamına geri dönüyordum. Çünkü hiçbir zaman hiçbir şey tam olarak çalışmadı Linux&#8217;a geçtiğimde. Bir kere, hiçbir seferinde internete bağlanabildiğimi hatırlamıyorum. Bir keresinde dönemin aslan grafik kartı MSI NX6600&#8242;ü görmezden gelip en basit 3B uygulamasını bile saniyede 1 kare ile oynatmıştı. Ses kartından ses alamıyordum. Olay program kurmaya geldiğinde elle komut giriyorduk, hiçbirinde beceremiyordum. &#8220;Yeter ülen! Başlatmayın Linux&#8217;una!&#8221; deyip bir daha dönmemecesine bıraktım Linux&#8217;u. Hakkındaki iyi fikirlerimi de orada bıraktım. Bunda bu çalışmayan şeylerin yanında, ne zaman bunları anlatsam her şeyin aslında çok kolay olduğunu savunan Linux fanatikleri de etkili oldu. Ulan at gözlüklü, kabul et işte, Linux kullanımı kolay bir sistem değildir, güya açık kaynaktır özgür yazılımdır ama o Linux ortamında elinde fare, tek başına kalan kullanıcı o sırada kendini kısıtlanmış hisseder. Ne internete bağlanabiliyordur, ne ses alabiliyordur, ne de istediği şeyi kurabiliyordur. Her tartışmada üste çıkmaya çalışır Linux fanatikleri. Savundukları şeyler, sıradan kullanıcının Linux hakkında şikayet ettikleri şeylerin zıttıdır. Sıradan kullanıcı &#8220;bu ne yav karmakarışık, ne zor bu&#8221; derken, Linux misyonerleri &#8220;çok kolay bir işletim sistemi, çok kullanıcı dostu&#8221; derler. Sıradan kullanıcı &#8220;bana lazım olan programlar Linux&#8217;ta yok, o zaman neyleyim&#8221; der, Linux müritleri &#8220;hayır efendim her şeyi kurup çalıştırabilirsiniz&#8221; der. Tabi ki bilişim dünyasında her şey mümkün, ama sıradan kullanıcıyı çift tıktan fazlasıyla uğraştırdıktan sonra &#8220;Linux çok kolay&#8221; diye atıp tutmak biraz perhiz-lahana turşusu ilişkisini hatırlatıyor. Ondan sonra lak lak öterler lacivertleri giymiş göbekli patronlar, muhtelif Linux yayınlarındaki köşelerinde, &#8220;açık kaynak şöyle iyi, böyle ekonomik, e-dönüşüm laklak&#8221;&#8230; Özendiriyorsun iyi güzel de, şu boy gösterdiğin, Linux yayını olmakla gurur duyan yayının bu özenen kişilere anlattığın şeyi kullanmasını öğretebiliyor mu? Linux&#8217;tan şu sebeplerle nefret ediyorum: birincisi, Linux fanatiklerinin özeleştiri ve empatiden yoksun davranışları. İkincisi, bayilerde satılıp da Linux yayını olduğunu söyleyen yayınların magazinel içeriğe çok yer vermiş olması ve eğitsel içerik olsa bile ya ileri seviyeye hitap etmesi ya da gerçekten bir şey öğretmemesi. Üçüncüsüyse, tüm bu &#8220;çok kolay&#8221; &#8220;her şey mümkün&#8221; tarzı şişirmelere ve sahip olduğum kaynaklara rağmen bütün denemelerimin başarısızlıkla sonuçlanması. Belki de aslında Linux&#8217;tan değil de, temelinde teknolojiden nefret ediyorumdur kim bilir? Zira daha ilerideki vukuatlarım esnasında bunu düşünmedim değil.</li>
<li><strong>600 Watt ile anakartı arızalandırmak:</strong> İşte en son yaptığım, en görkemli yaptığım vukuatım. Geçtiğimiz yaz, bir önceki bilgisayarım tam da 4 yılını doldurmuş, 1-2 ay geçmişken yeni bir bilgisayar topladım. Her giden bilgisayarımda olduğu gibi bunda da üzülmedim değil, ama artık akıcı bir sistem istiyordum. Böylece Intel Core 2 Duo E7600 işlemcili, Gigabyte marka P43 çipset anakartlı, ASUS GTS250 Dark Knight ekran kartlı, 4 GB bellekli bir bilgisayar toplamaya karar verdim. Harddisk dahil diğer bütün malzemeler eskiden kalacaktı, bir de kasaya daha önceki toplamalarda olduğu gibi bunda da karışmadım. Ama bilgisayar geldiğinde güç kaynağındaki 350 Watt ibaresini gördüğümde sordum babama &#8220;yav 350 Watt böyle bir sistemi kaldırmaz ki, niye Levent abi böyle bir kasa seçmiş?&#8221;. Babamın cevabı &#8220;valla &#8216;yeter&#8217; demişti o&#8221; oldu. Ben pek inanmıyordum ama ASUS Vento A9 marka kasa alınmış artık, yapacak bir şey yok. Ondan sonra daha sonra anlatılabilecek 1-2 ufak maceranın ardından yine cicim ayları geçince, Media Player ile müzik dinlerken aynı anda Test Drive Unlimited oynayayım dediğimde yolda giderken bir süre sonra bilgisayar reset attı. Hayırdır dedim, iki işi aynı anda yaptı çok geldi falan dedim. Ama bu daha başlangıçtı. Genelde oyun oynarken oluyordu ama bazen şaşırtıcı şekilde Windows ortamındayken de bilgisayar reset atıyordu kendiliğinden. Bu olay sonradan sıklaşmaya başlayınca benim de canım sıkıldı, çözümü sağlam bir güç kaynağı almakta buldum. Araştırmalarımın ardından 600 Watt&#8217;lık FSP Epsilon marka bir güç kaynağını seçtim, Kurban Bayramı&#8217;nın ikinci gününde aldım. Ama hemen takmadım, akşamdan o gün aldığım NBA 2k10&#8242;u kurdum. Ertesi gün de oynamaya devam ettim. Ancak oynarken yine bilgisayar yine reset atınca &#8220;yeter!&#8221; deyip bilgisayarı kapattım, kabloları çıkarıp kasayı açtım ve eski güç kaynağını çıkarmaya başladım. Yenisini açıp yenisini taktım. Bağlantıları kontrol ettikten sonra kasa kapağını kapatıp bilgisayarı tekrar açtım. İlk başlarda bir sorun yok gibi görünüyordu, NBA 2k10&#8242;a devam ettim. Ancak yarım saat geçtikten sonra bilgisayarım yine kapandı. &#8220;Haydaaaaa&#8221; dedim, &#8220;boşuna mı aldık bu aleti?&#8221;. İkinci bir &#8220;haydaaa&#8221;, 5 saniye kadar sonra geldi. Çünkü reset atarken bilgisayar kapanıp 1-2 saniye geçtikten sonra tekrar açılırdı. Bu sefer kapalı kaldı. Düğmeye basıyorum, tık yok. Kesintisiz güç kaynağını kapatıp açıyorum, öyle deniyorum yine yok. Türlü denemeler birbirini izledikten sonra anakartın arıza yaptığına kanaat getiriyorum ve o akşam İzmir&#8217;den ayrılacak olan anne-baba ikilisi, ailemizin bilgisayarcısına götürülmek üzere, bilgisayarımı yanlarında götürüyorlar. Aldığım haberlere göre anakart garanti kapsamında tedarikçi firmaya götürülüp oradan getiriliyor, sonra o yetmiyor bir de işlemci gidip geliyor falan&#8230;</li>
</ol>
<p>30 Kasım&#8217;da ayrıldığım bilgisayarıma 31 Aralık&#8217;ta kavuşuyorum. Arada 1 aylık bilgisayarsız dönemim oluyor. Bilgisayardan uzak, internetten uzak, upuzun masamın bilgisayar değil de, çalışma tarafında daha çok vakit geçiriyorum. Kafamı dinliyorum, bohem bir hayatım oluyor. Aslında güzelmiş, çünkü bilgisayar geri gelince yine kaldığım yerden binlerce zamanı boşa geçirmeye devam ettim. Bilgisayarla ilişkimi azaltmak konusunda &#8220;kendisine zarar vermeden&#8221; bir çözüm bulsam fena olmayacak sanırım. Yoksa bu şekilde daha nice vukuata imza atacağım kesin gibi. Yazık şu elektronik beyinlere.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.alperdemirci.com/vukuatlarim-ikinci-perde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vukuatlarım</title>
		<link>http://blog.alperdemirci.com/vukuatlarim/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=vukuatlarim</link>
		<comments>http://blog.alperdemirci.com/vukuatlarim/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 13:20:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Alper</dc:creator>
				<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[anı]]></category>
		<category><![CDATA[arıza]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[elektronik]]></category>
		<category><![CDATA[format]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<category><![CDATA[windows]]></category>
		<category><![CDATA[yazılım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.alperdemirci.com/?p=10</guid>
		<description><![CDATA[Küçükken, MS-DOS ekranına ilk defa bir şeyler saçmaladığım zaman, bundan yaklaşık 19 yıl kadar önceydi. İlk kişisel bilgisayarımaysa bundan 15 yıl önce sahip oldum. Bilgisayarlarla bu kadar uzun birliktelikleri yaşamak elbet geride zaman zaman kabaran sicillere sahne oluyor. Biraz da hem donanımı hem de yazılımı kurcalama hevesi, böyle sahnelerin ortaya çıkmasına yardımcı oldu. Günümüze yaklaştıkça [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;">Küçükken, MS-DOS ekranına ilk defa bir şeyler saçmaladığım zaman, bundan yaklaşık 19 yıl kadar önceydi. İlk kişisel bilgisayarımaysa bundan 15 yıl önce sahip oldum. Bilgisayarlarla bu kadar uzun birliktelikleri yaşamak elbet geride zaman zaman kabaran sicillere sahne oluyor. Biraz da hem donanımı hem de yazılımı kurcalama hevesi, böyle sahnelerin ortaya çıkmasına yardımcı oldu. Günümüze yaklaştıkça bu heves ve cesaret azalıyor tabi, yaşlanıyoruz. En azından en son vukuatımın ardından taş devrine duyduğum özlemi bile belirttim! Bodrum’a yerleşip kendi domateslerimi yetiştirmek bile kesmiyor artık demek ki. İşte hatırladığım kadarıyla kronolojik sıraya göre teknolojik vukuatlarım:</p>
<ol>
<li><strong>PS/2 fare ile anakart yakmak:</strong> Bu olayın yaklaşık olarak 1999 senesine tekabül ettiğini düşünürsek ilk 4 yılımın oldukça sakin geçtiği düşünülebilir. Eh işte, Windows 3.1 ve 95 altında bol bol kilitlenme ve mavi ekranlar aldığımı saymazsak sakin sayılır. 486 DX işlemcili ilk bilgisayarımdan, Pentium II 350 MHz işlemcili bilgisayara bir uzun atlayış yapacaktım. Ailemizin o dönemki bilgisayarcısı, Aydın Kitabevi’nin üst katındaki teknik servis bölümüydü. Babam oranın muhasebesiyle ilgilendiğinden zırt pırt oraya gider, tonlarca elektronik beyni incelerdim. Bir gün aşağı katta satılan klavye-fare reyonunda A4 Tech’in 2 tekerlekli, 4 tuşlu, yeşilli beyazlı faresini gördüm. 3 tuşlu sade beyaz farelerden sıkılmış olan şahsım, hemen babama ilgili baskıları yaparak satın aldırmayı başardı. O anda üst katta sürücüleri kurulmayı bekleyen yeni bilgisayarım olaydan habersiz efendi efendi oturuyordu. Zırt pırt teknik servis bölümünde dolaşmanın verdiği özgüvenle, hazırlanması için sabırsızlandığım bilgisayarımı karıştırmaya başladım. Aygıt yöneticisinden özelliklerine falan baktım. Ondan sonra gözüm yeni fareye ilişti, hemen denemeliydim! Heyecanlı veledim ya o zamanlar! İlk önce seri porta takılı eski fareyi çıkardım, ardından yeni fareyi hayatımda ilk defa gördüğüm PS/2 girişine taktım. Masanın başına döndüm. Fareyi oynattım. Çalışmadı. Haydaaa… Klavyenin tuşlarına basıyorum yine tık yok. Kilitlendi makine. Reset çekelim, çektik, anakarttan sesler geliyor! Eyvah eyvah! Daha eve gelmeden bozduk makineyi! Çekinerek durumu bildiriyorum, neyse ki beklediğim gibi haşlanmıyorum. Niye haşlasınlar canım, bilgisayar benim, istersem bozarım :F Hem severim hem bozarım. Daha sonra duyduğum teşhislere göre anakartı yakmışım. Ayrıca henüz vidaları sıkılmamışmış anakartın. Böylece buradan çıkardığım ders, USB, Firewire ve Ethernet kabloları haricinde hiçbir kabloyu bilgisayar çalışırken bilgisayara takmamak gereklidir. Arada ses kabloları taktığım oluyor ama fındık fıstık olsun onlar da. Bu olayın sonunda yeni bilgisayarım en az 1-2 hafta gecikmişti sanıyorum ki.</li>
<li><strong>Yanan modem, kendiliğinden açılan bilgisayar:</strong> Aksiyon dolu bir bilgisayar geçmişim varmış azizim, her şey yanıyor! Bu seferki olay sanırım bir sonraki, Pentium 3 550 MHz işlemcili bilgisayarımdaydı. 56K modem kullandığımız zamanlardaydık. Üstelik o zamanlar kesintisiz güç kaynağım da yoktu. Ne alaka mı? O olsaydı modem yansa bile en azından ruhum duymayacaktı. Şöyle ki, gençlik yıllarımı geçirdiğim Aydın’dayız. İnanılmaz derecede yağışlı ve gümbürtülü bir hava var. Bir yerlere kesin yıldırım düşüyor olmalı. Nickelodeon izliyorum vakit geçsin diye, bir süre sonra o yayın da kesildi havadan ötürü. “Haydaaa” deyip televizyonu kapatıyorum. Salonda kendi yalnızlığımla başbaşayım. Bir şimşek ve ardından bir gürültü daha&#8230; Derken ablam geliyor, “Alper bilgisayarını açık unutmuşsun” diyor. İkinci bir “haydaaa” diyorum, ben kapattım bilgisayarımı yahu! Gidip bakıyorum, hakikaten açık bilgisayar. Üstelik “Bilgisayarınızı şimdi düğmesinden kapatabilirsiniz” ekranı da yok. Tertemiz yeni açılmış Windows 98 görüntüsü. Açılmışken takılayım bari diyorum. İnternete bağlanmaya çalışıyorum, modemde tık yok. Üçüncü bir “haydaaa” geliyor. Sabah çalışıyordu bu? İşte o zaman kafama dank ediyor, tabi eğer teorim doğruysa. Artık şimşek midir yıldırım mıdır, telefon kablosunda bir akıma neden oluyor. O akım geliyor modeme giriyor. Modemi yakıp geçiyor, oradaki dirençle azaldığı için bilgisayara zararsız hale geliyor, taa açma düğmesinin oradaki yere gelip kontak yaptırıyor. Bilgisayar da doğrudan elektriğe bağlı olduğu için kendiliğinden açılıyor. Olan modeme oluyor. Bu olaydan sonra artık yağmurlu havalarda telefon kablosuyla bilgisayarın elektrik fişini sökmeye başlamıştım.</li>
<li><strong>CD’ye ağda yapmak:</strong> Sene şöyle 2002 falan sanırım. Yine de hala ufağız. Doğum günü partileri peşinde koşuyoruz. Hiç kimse doğum günümü hatırlamıyor, 18 Temmuz sabahı herkese haber veriliyor “benim bugün doğum günüm, akşamüstü gelsene :F” diye emrivaki yapılıyor. Gençler 4-5 saatlik göstermelik hediye telaşına giriyor. Eh adam 4-5 saatte para mı biriktirecek? Alıyor pazardan korsan CD’yi, koyuyor önüne hediye diye. Bazısı almıyor bile, kendi zulasından oynamadığı bir oyunu getiriyor. Sonra gençler eve geliyor, bir saat kadar pasta kesilip fotoğraflar çekiliyor. Evde birlikte atari oynamaya ya da birbirine oyun takas etme şeklinde çıkar ilişkisine bağlı sahte arkadaşlık pozları veriliyor, 1 saat dolduktan sonra da kalabalık (5-6 kişi o da zaten) dağılıyor. Önümde bir tomar korsan CD ile baş başa kalıyorum. Sene 1998 falan olsaydı bari, o zamanlar kopya CD’ler çok daha cafcaflıydı. Kutudaydı bir kere, arkası beyazdı, üstelik bazısında kitapçık da vardı. Şimdi? Kapağın fotokopisini çekmişler, yazılabilir CD’ye yazmışlar veriyi, üstüne kalemle adını yazmışlar. Bunları şeffaf bir poşete koymuşlar. Poşetin yapışkanı olan yere korsan abimizin saçı çapağı dökülmüş yapışmış falan… Gelen hediyelerin yarısı çalışmaz zaten. Örümcek Adam’ın oyunu diye korsan tarafından paketlenen şey, film çıkar. Böyle şeyler işte. Bir gün bu hediyelerden (!) Return to Castle Wolfenstein kurayım dedim, çalışmadı tabi ki. Çıkarıp yatağın üstüne attım. Saatler sonra odamı toplayayım dedim. CD’yi bir kaldırdım, artık ayna değil, cam olmuştu arkası. Önündeki baskısı altında yanlışlıkla duran poşetlerden birinin yapışkanlı açık ağzına denk gelmişti. Baskıysa yapışkanın üzerinde kalmıştı. CD tabi ki bu şekliyle okunamazdı. Daha sonra bir de kazara kırmış olabilirim, hatırlamıyorum :F Doğrusu çok üzülmedim ama buradan da iki ders çıkardım: O poşetler bundan sonra ağzı açık şekilde durmayacak. Diskleri koyduğum yere dikkat edeceğim.</li>
<div id="attachment_65" class="wp-caption alignright" style="width: 210px"><strong><a href="http://blog.alperdemirci.com/wp-content/uploads/2010/01/Windows_XP_Emergency_Shutdown.png" rel="lightbox[10]"><img class="size-medium wp-image-65" title="Bu bilgisayar kendini 60 saniye içinde kapatacaktır" src="http://blog.alperdemirci.com/wp-content/uploads/2010/01/Windows_XP_Emergency_Shutdown-200x182.png" alt="Bu bilgisayar kendini 60 saniye içinde kapatacaktır" width="200" height="182" /></a></strong><p class="wp-caption-text">Malum geri sayım</p></div>
<li style="text-align: left;"><strong>Format komutuyla geçen bir yaz:</strong> Artık XP zamanı, plastiğimsi pencereler falan… Çok büyük hevesle geçmiştim zamanında Windows XP’ye. Ama tarihler 2003 yazını gösterdiğinde toplama bilgisayarcılıktan, bilgisayarda kendin yap düsturundan yaka silkecektim. “Yeter ulan bundan sonra markalı bilgisayar istiyorum :F” diye psikopatlaşacaktım. O yaz bilgisayara format üstüne format, Windows üstüne Windows kurmuştum. Bunun başlıca nedenini o dönemde yayılan Blaster solucanı diye hatırlıyorum. Hani internete bağlandığımız anda bulaşan ve olmadık bir zamanda 60 saniyeden geri sayan, sonunda bilgisayarı yeniden başlatan solucan. O yaz benim için gerçekten bir travmaydı. Arada “Yemişim Windows’u” deyip gazla Linux denemeleri yapıyordum ancak yazının ileriki maddelerinden birinde okuyacağınız üzere o da başarılı olmadı. Ben de paşa paşa Windows’a döndüm. Sanırım solucanın üstesinden de internete bağlanmayarak ya da Microsoft’un yayınladığı bir yamayla gelinmişti.</li>
<li><strong>Solucan yuvası olan bilgisayar: </strong>İşte bu didaktik bir madde… Yine bir format işlemi sonrası tertemiz sistem kurmuşum. Daha programları hazır değil. Hatta belki servis paketini bile kurmamışımdır henüz. Yine Windows XP’deyim. Birtakım programlar için çeşitli crack sitelerinde dolaşıyorum affedersiniz. Sistem o kadar boş ki, antivirüs yok, Pop-Up Cop adlı Internet Explorer eklentisi program yok. Hani Tepecik’te dekolte elbiseyle dolaşan ama “ben nereden geldim buraya” diye etrafa korkulu bakışlar atan bir kadın gibiyim o anda bilgisayarın başında. Ama kötü yola düşmenin ne kadar kolay olduğunu anlamışsınızdır, dosyayı indireyim dedim, bir anda dosya indirme penceresi, ama bana klasör sormuyor. Çabucak kendiliğinden iniverdi. “Eyvah” dedim. Şimdi yandık. Yavaş yavaş sistem tepsisinde kırmızı simgeler çıkmaya başladı. Kapatıyorum tekrar açılıyor. Hızına yetişemeden mantar gibi türüyor. Bir yandan da şaka gibi, solucan temizlemek için sahte yazılımlar öneren pencereler kendiliğinden açılıyor. Hani kadını diğer kötü adamlardan kurtarır gibi yapıp, kendi kaçıran kötü adamlar gibi. Bir nevi Türk filmi bu solucanlar. Temizlemeye çalışınca geçmedi, ben de “yeter be!” deyip bastım formatı. Komiser Kemal geldi, bütün kötü adamları vurdu, kadına da “git üstüne adam gibi şeyler giy, bu saatte de buralarda dolaşma!” diyerek, ekip arabasına gönderdi. Ben de bundan sonra yazılım standartlarımı belirledim. “Yıllardır virüs girmiyor ki beaaa” demeyip sistemi kastırmayan bir antivirüs programını her daim bulunduracaktım. Ayrıca Internet Explorer 6 kullandığım zaman Pop-Up Cop hep kurulu olacaktı. Spybot Search &amp; Destroy ile düzenli taramalar yapacaktım. Bir de efendi adam olup, mümkün olduğunca açık kaynak yazılımlara yönelecek, bir daha Tepecik’te tek başıma dolaşmayacaktım! Hadi yıkıl şimdi ülenn!</li>
</ol>
<p>Hmm bu yazı çok uzayacak gibi görünüyor. O zaman ikiye böleyim de “çok uzun bu yazı, okuyamam” denmesin. Birkaç gün sonra günümüze daha yakın olan <a href="http://blog.alperdemirci.com/vukuatlarim-ikinci-perde/">vukuatlarımla</a> tekrar görüşmek üzere!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.alperdemirci.com/vukuatlarim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

