<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Adnan:Alper:Demirci &#187; H. Metal</title>
	<atom:link href="http://blog.alperdemirci.com/kategori/heavy-metal/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://blog.alperdemirci.com</link>
	<description>Internet günlüğü, kişisel alan.</description>
	<lastBuildDate>Thu, 18 Nov 2010 22:59:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>III. İzmir Rock Festivali İzlenimleri</title>
		<link>http://blog.alperdemirci.com/iii-izmir-rock-festivali-izlenimleri/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=iii-izmir-rock-festivali-izlenimleri</link>
		<comments>http://blog.alperdemirci.com/iii-izmir-rock-festivali-izlenimleri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 Oct 2010 09:47:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Demirci</dc:creator>
				<category><![CDATA[H. Metal]]></category>
		<category><![CDATA[anı]]></category>
		<category><![CDATA[festival]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.alperdemirci.com/?p=152</guid>
		<description><![CDATA[İlki 2004, ikincisi de 2005&#8242;te yapılmış olan bir festivalin üçüncüsü nihayet 16-17 Ekim 2010 tarihlerinde gerçekleşmiş oldu. O zamanların bir kısım (özellikle dişi) metalcisi &#8220;eskiden dinlerdik&#8221;çi oldu, bırakmayanlar dinozorluk adına birkaç adım daha kat etti, arta kalan boşluğu da bir yenilenen kuşak doldurdu. Böylece bilhassa ilk gün hiç de fena katılımlı olmayan bir organizasyon gerçekleşti. Birkaç grup &#8220;Türkiye&#8217;deki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_153" class="wp-caption alignright" style="width: 210px"><a href="http://blog.alperdemirci.com/wp-content/uploads/2010/10/ensonkucuk2.jpg" rel="lightbox[152]"><img class="size-medium wp-image-153" title="III. İzmir Rock Festivali Afişi" src="http://blog.alperdemirci.com/wp-content/uploads/2010/10/ensonkucuk2-200x282.jpg" alt="III. İzmir Rock Festivali Afişi" width="200" height="282" /></a><p class="wp-caption-text">III. İzmir Rock Festivali Afişi</p></div>
<p>İlki 2004, ikincisi de 2005&#8242;te yapılmış olan bir festivalin üçüncüsü nihayet 16-17 Ekim 2010 tarihlerinde gerçekleşmiş oldu. O zamanların bir kısım (özellikle dişi) metalcisi &#8220;eskiden dinlerdik&#8221;çi oldu, bırakmayanlar dinozorluk adına birkaç adım daha kat etti, arta kalan boşluğu da bir yenilenen kuşak doldurdu. Böylece bilhassa ilk gün hiç de fena katılımlı olmayan bir organizasyon gerçekleşti. Birkaç grup &#8220;Türkiye&#8217;deki en iyi seyirci İzmir&#8217;de&#8221; tarzı şeyler söyledi, 40 yılda tek kere konsere giden bir vatandaş olarak ben de inandım. Aynı şeyi gittikleri başka iller için, başka illere göre değiştirerek söylüyorlarsa bilemem :P</p>
<p>Ben genelde en başından &#8220;benden günah gitti&#8221; demeyi seviyorum, bilmediğimi saklayıp bilmiş bilmiş yazmaktansa&#8230; Bu yıl üniversite bitecek, gittiğim ilk metal konseri geçen yılki Quo Vadis geldiğindeydi (30 Nisan 2010). İkincisi Unirock 2010, bu ise daha izlediğim üçüncü metal etkinliği. Ayrıca uzun zamandır 2-3 istisna haricinde yerli gruplardan sadece dinozor olanlarla ilgileniyorum (Kronik, Metalium, Dr. Skull, Hazy Hill diye gider), 2000&#8242;lerde kurulanları sadece ismen ve tarzen tanımam söz konusu. Konserden önce çoğunu MySpace adresinden bir miktar dinledim ama koca festivalde Gates of Eternity haricinde tek bir şarkısını bildiğim grup yoktu! GoE&#8217;nin de basçısı sınıf arkadaşım zaten, oradan geliyor yakınlık :P Yani grupları isimden ve tarzdan öte fazla tanımayan birinin yorumları yer alacak aşağıda. Sıkılmayacak olan okusun&#8230; Sıkılacak olanlar en aşağıya inip özet maiyetinde ödüllere bakabilir.</p>
<p><strong>İlk Gün</strong><br />
İlk gün öğlenden bir miktar işim vardı, o yüzden mekana geç geldim. Üstüne giriş çıkış yasağı olduğunu öğrenince karın doyurmaya gittim, bu nedenle <strong>DreamForge</strong> ve <strong>The Trusted</strong> kaçmış oldu. İçeriye girdikten birkaç dakika sonra <strong>Mosh Pit Project</strong> sahneye çıktı. İçi dışı bir olan İzmirli bir grup. Kendi tayfasını da getirmiş, içeride bir miktar Suicidal Tendencies havası esti :P Oldukça sağlam ve enerjik bir performansla kendi sürelerini güzel kullandılar.</p>
<p>MPP sahneden inince bütün gün tek başına takılacak olmanın bilinciyle oturacak bir yer bakmaya başladım. Balkonu kulise çevirdikleri için Quo Vadis konserindeki gibi &#8220;balkon metal&#8221; yapamamaya üzülürken, kenardaki kanepelerin birinden kalktılar, bomboş kanepe! En sevdiğim! Oturduktan bir süre sonra <strong>Insistence</strong> sahneye çıktı. Çok beğenilen, methedilen bir grup. Seyirci katılımı da fena değildi zaten. Vokalistleri yeniymiş sonradan öğrendim. Ama benim tarzım değil. Normalde dinlemeyeceğim grupları canlı dinlerken keyif alınabiliyormuş (30 Nisan&#8217;da ben bunu öğrenmiştim) ama bu sefer fazla bir ifade gelmedi bana. Ha millet çok güzel eğlendi o ayrı konu. Objektif değerlendirme olumlu.</p>
<p>Sırada kamyon metalin temsilcilerinden <strong>Black Tooth</strong> vardı. Bence seyircinin en iyi tepki verdiği grup oldu. Bunda elbette ki grubun geçmişinin ve performansının payı büyük. Mekan gözüme en çok bu konserde dolu göründü. Seyirciler arasında atraksiyonlar gırla gitti. Sahneye atlayıp beraber kafa sallayanlar oldu. Normalde sonlarda çaldıkları Walk adlı Pantera şarkısını bu sefer başlarda çalmaları seyircinin coşmasında çok etkiliydi, ortalık karıştı resmen o sırada. Yalnız vokalistin zaman zaman attığı çığlıklar çok fenaydı, kulak zarı sağlığım için suratımı ekşitmek zorunda kaldım. Oturan metal yapıyoruz ya! Batıyor o yüzden :P Ama sonra performanslarının yarısında oturduğum yerde ayağa kalkıp öyle izledim.</p>
<p>Kitle kurtlarını baya bir döktükten sonra sıra internet metalcileri tarafından şamaroğlana döndürülen Uludağlar mamüllerinden biri olan <strong>Moribund Oblivion</strong>&#8216;daydı. Diğer gruplar hiç branda-poster işine girmemişken MO&#8217;nun branda çıkarması ilginç geldi ilk başta. Daha da ilginci, brandayı sahnenin önüne, en öndekiler haricinde görülmeyecek bir yere gerdirmeleriydi. Maksatları gerçekten bu muydu bilmiyorum ama sonradan çaktım köfteyi: Sahneye fırlayacak seyirci istemiyorlardı. O kadar seyirci de yoktu zaten. Bir önceki konserde tıklım tıklım görülen salonda bu sefer kenarlardaki birkaç insan ile en ön sıralardaki 15-20 kişi mevcuttu. İlk şarkının sonlarına doğru bir miktar insan daha gelse de en az seyircili konserlerden biriydi festivalde. Dalga mı geçiyorlar yoksa gerçekten hayranlıktan ötürü müydü bilmiyorum, şarkı aralarında kızlar &#8220;Bahadııııııııııııırrr&#8221; diye bağrışıyorlardı. İçlerinden bir tanesi Groza şarkılarından birini istedi bağırarak, 1 ay evvel Groza ile gelen Bahadır da &#8220;Geçen ay gelecektin&#8221; diye ayarı verdi. Müzikal olarak fena bir performans sergilemeyen MO, başka bir atraksiyon yaşanmadan süresini tamamladı.</p>
<p><strong>Suidakra</strong>&#8216;nın sırası&#8230; Sahneye adım attıkları anda farklarını belli ettiler. Aşşağılık kompleksine kapılmıyorum ama gerçekten bütün festivalde o dakikaya kadar çıkan bütün gruplardan çok daha fazla iyi sahne duruşu, rahatlığı ve samimiyeti sergilediler. İki şarkılık bir bis yapacaklardı ancak mekan organizasyona yamuk yaptığı için süre iyice kısıtlandı, bisi yapamadan sahneden indirilmek durumunda kaldılar. Ondan sonra after party olayı yalan oldu tabi, <strong>Karakedi</strong> çok az sahnede kalabilmiş. Ben o sıralarda otobüs eşliğinde eve dönmek üzere olduğum için olaylara şahit olamadım.</p>
<p><strong>İkinci Gün</strong><br />
İlk günün sonunda neredeyse bütün gün oturmama, asgari düzeyde konuşmama rağmen sahne önündeki bütün atraksiyonlara katılmışçasına bir yorgunluk vardı üzerimde. Ama güzel bir uyku sayesinde ikinci güne dinç başladım. Bir miktar daha sosyal geçti elbet. Organizasyondan sevgili Alper Tunga ve Volkan&#8217;a, Mosh Pit Project tayfası elemanı ve yanlış hatırlamıyorsam UÇK Grind&#8217;ın ekip elemanına, Karakedi vokali Asena&#8217;ya, Gates of Eternity basçısı Türker&#8217;e ve İzmir&#8217;in dinozor metal tayfasından Kıvanç Abi&#8217;ye selamlar yolluyorum.</p>
<p>Yazının sonuna gelmeden selamlara geçtik, önce konserlerden bahsedeyim. Bugün konser kaçırmadım neyse ki, <strong>Erythrocyte</strong> mekanda bir (onların şarkılarını çalmasalar da) Holy Moses rüzgarı estirdi. Gitaristlerden biri çok iyi solo atıyordu ama şarkılar ilerledikçe sanki genellikle aynı kalıpları kullanıyor gibi geldi. Vokalistlerinin kız olması dünya çapında olmasa da Türkiye&#8217;de grubu kafadan orijinal bir yere getiriyor. Performans güzel ama şarkılarda o kadar efor sarf ettikten sonra hanım hanımcık anonslar yapması bir tezat oluşturuyordu. Biraz daha rock&#8217;n'roll anonslar istiyoruz! Exodus ve Six Feet Under coverları tanıdık şarkılar olarak dikkatimi çekti.</p>
<p>Ardından festivalin en pis metalcileri <strong>Rigor Mortis</strong> sahneye çıktı, 2 gündür brutal takılan festival artık guttural de takılıyordu! Şarkı aralarında ön sıralardan haykırılan küfürler olaya oldukça yer altı bir hava kattı. Onlardan sonraysa festivaldeki en tanıdık grup <strong>Gates of Eternity</strong> sahne aldı. Vokalist Seçkin saçlarını kestirmiş, yakında da askere gidecekmiş. Tipi oldukça değişik geldi, ama son izlediğimden beri sahne hakimiyetini kesinlikle çok daha geliştirmiş. Yerli gruplar arasında UÇK&#8217;yı görene kadar en iyi ön adam performansı diyordum. Seyirciyle iletişimi üst düzey. Bir gitaristlerinin solak olması sahnede güzel bir simetri yaratıyor. Türker de sahnenin dış tarafına değil, iç tarafına dönerek çalarsa daha başarılı olacağını düşünüyorum.</p>
<p><strong>Six Magics</strong> çıktı sonra, kendimi çölde vaha bulmuş gibi hissettim! Normalde dinlemeyeceğim tarzda, kadın vokalli power metal yapıyorlar ama onca brutal vokalin arasında Ely Vasquez mekana güneş gibi doğdu! Müzik de MySpace&#8217;de dinlediğimden çok daha sağlamdı. Avrupa&#8217;daki henüz ikinci konserlerini vermişler (ilki Almanya&#8217;daymış sanırım). Oldukça memnun bir şekilde ayrıldılar. İyi ki de &#8220;yabancı grup illa ki en son çıkar&#8221; prensibine kurban gitmedi.</p>
<p>Ondan sonra sahneyi <strong>UÇK Grind</strong> aldı, 2 gündür daha ilk defa bira içtiğimden midir, en keyifli dakikalar bu konserdeydi. Müziklerini ilk defa dinliyordum ve çok beğendim. Sanırım iki gün boyunca Türkçe şarkı söyleyen tek grup onlardı. Tanju Can&#8217;ın sahnedeki enerjisi muhteşemdi. Saygılar&#8230;</p>
<p>UÇK&#8217;dan sonra uzaktan gördüğüm standa gittim, onların CD&#8217;lerini mi satıyorlar diye, <strong>Affliction</strong>&#8216;ınmış. Bekleyince onlar da çıktı. Yorgunluk belirtileri yüzünden bir oturan metal de onlarda yaptım. Silüeti Kerry King&#8217;e oldukça benzeyen vokalistleri dikkati çekti, sağlam bir giriş yaptılar. İkinci şarkıdan sonra daha iyi izlenim edineyim diye ayağa kalktım, ondan sonraysa organizasyon anons yapıp festivali burada bitirdi.</p>
<p><strong>Aksaklıklar Üzerine Yorumlar</strong><br />
Öncelikle organizasyon kötü niyetli değil kesinlikle. Oluşan aksilikleri onlara yıkmaya çalışanlar sakin olsun. Ama organizasyonun da bundan sonra ileri görüşlülük üzerine daha fazla kafa patlatması bu kızgın tayfanın daha az ortaya çıkmasını sağlayacaktır. Mesela Noxx&#8217;un riskli bir mekan olduğu söyleniyordu sürekli. O riskler de kendini gösterdi zaten. Anlaşılan sürenin çok altında &#8220;hadi toparlanın bakalım&#8221; dediler. Zaten kağıt üzerindeki program sarkmıştı, o artık en iyi organizasyonda bile olmazsa olmaz. Bitiş süresi de aşağıya çekilince yarıda kesilen konserler, gerçekleşemeyen performanslar oldu. Bunun gibi durumların öngörülmesi halinde festival kadrosuna en baştan 1-2 grup daha az katılabilir, açılan boşluk bu tip aksaklıkların olmaması için kullanılabilir. Eğer zaman sorunu ortaya çıkarsa en azından bu aksaklıkları yönetmek daha kolay olabilir.</p>
<p>Bir başka sorun da 18 yaş sınırında yaşandı. O konuda fazla bir yorumum yok, ama sanırım yine mekanla organizasyon arasındaki bir anlaşmazlıktan yaşanmış olsa gerek.</p>
<p>Son olarak gruplardan kaynaklanan sorunlar vardı ki, bunlar elde olmuyor elbette. Suudi Arabistan&#8217;dan gelen Wasted Land ailevi sağlık sorunları nedeniyle festivalden önce geri dönmek zorunda kaldı. <del datetime="2010-10-19T09:36:26+00:00">Yanlış duymadıysam Murder King de sabah uyanamadıklarını söylemişler</del> (<strong>Güncelleme:</strong> Yanlış duymuşum, organizasyonla Murder King arasında uzlaşma sağlanamayan bir mevzu ortaya çıkmış, o nedenle), gelememişler. After party ile beraber Razor da yalan olmuş oldu. Festivaldeki aksaklıkların en büyük mağdurlarıysa bence after party bileti alanlardı.</p>
<p><strong>Ödüller</strong><br />
Kendi çapımda festivaldeki gruplara ödüller dağıtıyorum. Bir nevi üstteki 1200 kelimelik yazının özeti&#8230; Buyursunlar:</p>
<ul>
<li>&#8220;Kusura bakmayın ama olsun, gönüllerdesiniz&#8221; ödülleri: DreamForge, The Trusted ve Karakedi</li>
<li>En iyi seyirci performansı: Black Tooth</li>
<li>En iyi sahne performansı: Suidakra</li>
<li>En iyi ön adam performansı: Tanju Can (UÇK Grind)</li>
<li>Dinozorluk faktörü hariç en iyi ön adam performansı: Seçkin Sarpkaya (Gates of Eternity)</li>
<li>Onca brutal vokalin arasında en orijinal grup: Six Magics</li>
<li>En &#8220;pis metal&#8221; performans: Rigor Mortis</li>
<li>&#8220;Ayıp ettik bir daha bekleriz&#8221; özel ödülü: Affliction</li>
<li>Müzikal beğeni şampiyonu: UÇK Grind</li>
</ul>
<p><strong>Son Yorumlar<br />
</strong>Bu festival bana gösterdi ki, memlekette 80&#8242;ler heavy metali ölmüş azizim. Heavy metali geçtim, thrash metal bile rağbet görmüyor artık. Görse bile ona da brutal vokal yapıyorlar. Hoşlarına gidiyorsa bir şey diyemem ama bence Türkiye&#8217;deki thrash metal grupları kolaya kaçmasın, ses rengi hangisine gidiyorsa, temiz, kirli veya ekşi bir tarz denesin. Genel mesajımızı da verdikten sonra bir sonraki festivalde tarz yelpazesinin genişlemesini diliyorum. Death metal ve metalcore&#8217;a sıkışmayalım :P Geleneksel heavy de olsun, power da olsun, thrash de olsun&#8230; Hatta punk grupları bile olsun. Ama o zaman bu kadar kalabalık yakalanır mı, orası organizasyonların bileceği iş. Bize buradan konuşması kolay :) Pan Promotions&#8217;a bu festivalde gösterdikleri çaba için tebrikler, sonraki etkinliklerde aksaklıksız başarılar&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.alperdemirci.com/iii-izmir-rock-festivali-izlenimleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Unirock 2010 Güncesi</title>
		<link>http://blog.alperdemirci.com/unirock-2010-guncesi/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=unirock-2010-guncesi</link>
		<comments>http://blog.alperdemirci.com/unirock-2010-guncesi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Jul 2010 15:38:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Demirci</dc:creator>
				<category><![CDATA[H. Metal]]></category>
		<category><![CDATA[anı]]></category>
		<category><![CDATA[entombed]]></category>
		<category><![CDATA[festival]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[necrophagist]]></category>
		<category><![CDATA[obituary]]></category>
		<category><![CDATA[overkill]]></category>
		<category><![CDATA[thrash metal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.alperdemirci.com/?p=127</guid>
		<description><![CDATA[Geçtiğimiz hafta sonu hayatımda bir ilke imza atıp İzmir’den tek başıma, orada da tek başıma takılacağımı bile bile otobüse atladım ve Unirock Festival 2010 için İstanbul’a doğru yola çıktım. Normalde yapacağım bir şey değildir, hem İzmir’de oturduğumdan, hem de pek öyle metalsever çevrem olmadığından ötürü şehir içi olsun şehir dışı olsun, konserlere iştirak ettiğim görülmemiştir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_134" class="wp-caption alignright" style="width: 210px"><a href="http://blog.alperdemirci.com/wp-content/uploads/2010/07/unirock.jpg" rel="lightbox[127]"><img class="size-medium wp-image-134" title="Rüya gibi afiş... Al karşına izle saatlerce." src="http://blog.alperdemirci.com/wp-content/uploads/2010/07/unirock-200x278.jpg" alt="Rüya gibi afiş... Al karşına izle saatlerce." width="200" height="278" /></a><p class="wp-caption-text">Unirock Festival 2010</p></div>
<p>Geçtiğimiz hafta sonu hayatımda bir ilke imza atıp İzmir’den tek başıma, orada da tek başıma takılacağımı bile bile otobüse atladım ve Unirock Festival 2010 için İstanbul’a doğru yola çıktım. Normalde yapacağım bir şey değildir, hem İzmir’de oturduğumdan, hem de pek öyle metalsever çevrem olmadığından ötürü şehir içi olsun şehir dışı olsun, konserlere iştirak ettiğim görülmemiştir. Hadi bir de itirafta bulunayım, kazık kadar adam oldum, üniversitede artık son yılıma girdiğimi geçen gün öğrendim, ancak geçen gün yapılan Unirock Festival, gittiğim ilk 3 günlük metal festivaliydi. Gittiğim ilk metal konseri ise daha geçtiğimiz 30 Nisan’da Quo Vadis’in İzmir’de çaldığı akşamdı. Peki ne değişti de şimdi dönüşü ve belediye otobüslerini de sayarsak binlerce kilometreyi bir festival için aşıyorum? Cevabı beş kelime: Yeşil! Siyah! En büyük, Overkill!</p>
<p>5-6 yıl önce Overkill’in sahne performansını ilk defa Rock Art VCD Fanzin’in son çıkan sayısında izleyip hayran kaldığımda, yaşımın tek başına İstanbul seyahati yapabilmeye yetmemesine ve 2005’teki Rock Republic festivalindeki fırından yeni çıkmış Overkill konserini kaçırmama oldukça üzülmüştüm. O zaman kendi kendime bir söz verdim; isterse 2006’da tekrar gelsin, Overkill bir daha geldiği zaman kesinlikle gidip izleyeceğim. Bahane yok; hastayım, parasızım, yalnızım, İstanbul’a yabancıyım, pogo yapanlar arasında olmayı sevmiyorum… Hiçbiri bahane olamaz. İşte, geçtiğimiz Aralık ayında Overkill açıklandığında, yaklaşık dört buçuk yıldır beklediğim haberi aldım. Yaşadığım heyecan inanılmazdı, dinlediğim bütün şarkılar yine Overkill’e döndü, ilk başta çok ısınamadığım yeni albüm günde dörder beşer kez dönmeye başladı. Heyecanlı bekleyiş aylar sürdü, bu arada aldığım normal kombine bilet bana yetmedi, günlük biletler çıktığında Overkill gününe bir de sahne önü bileti aldım.</p>
<p>Aylar geçti ve işte ben 2 Temmuz Cuma günü hazır ve nazır bir şekilde Maçka Küçükçiftlik Parkı’nın önündeyim.</p>
<p><strong>İlk Gün</strong><br />
Bugün sahne önünde takılacağım için kendimi özel olarak hazırladım. Çanta yok, kol saati yok, gözlük bile yok. Paraları ceplere dağıttım, ne olur ne olmaz diye kombine bileti de cebe attım. Telefon ve cüzdan da derken asgari miktar eşya ile güvenlikten geçtim. İşte birkaç yıllık gecikmeyle de olsa nihayet bir metal festivalindeyim. Biz yaştakiler ya da daha yaşlılar her ne kadar bunlara laf etse de, veletler sonuçta ta lise ve ortaokul çağında bu havayı soluyabiliyor. Yetişemedik biz napalım, bizim lisede en uç müzik dinleyenler o zamanlar nu-metal dinliyor. Kafaya yakın eleman yok çevrede.</p>
<div id="attachment_136" class="wp-caption alignright" style="width: 210px"><a href="http://blog.alperdemirci.com/wp-content/uploads/2010/07/tisort1.jpg" rel="lightbox[127]"><img class="size-medium wp-image-136" title="Overkill baskılı tişört. Manken ben değilim :P" src="http://blog.alperdemirci.com/wp-content/uploads/2010/07/tisort1-200x190.jpg" alt="Overkill baskılı tişört. Manken ben değilim :P" width="200" height="190" /></a><p class="wp-caption-text">Cuma günü böyle bir şey vardı üzerimde.</p></div>
<p>Alana ilk girdiğimde şöyle bir dolanmadan önce ilk işim su almak oldu, ardından keşif çalışmaları başladı. Ben bu mekanı kesinlikle daha büyük sanıyordum. Haritaya ve Küçükçiftlik Park’ın sitesindeki panaromik fotoğraflara kanmışım. Çok küçük burası yahu! Tek tük gölgelik alan var ve <strong>None Shall Return</strong>’ün sonlarına denk geldiğim için verilen konser arasında herkes doldurmuş bu alanları. Neyse ki üzerimde beyaz bir tişört var, ona rağmen güneş yakıyor ama! Etrafımda yüzlerce siyah tişörtlü genç var, ancak kesinlikle böyle daha rahat. İlla racona düz mü olacak? Önünde Overkill’in ilk konser albümünün kapağı var, nasıl ters olabilir racona?</p>
<p>Konser arası sona erip sahneye <strong>Belphegor</strong> çıktığında herkesin sahneye doğru yaklaştığını gözlemlememle birlikte, sahneye en yakın çadıra doğru yol almam bir oldu. Oradaki boş sandalyelerden birini çektim, çadırın kenarında sahneyi görebileceğim gölge bir yere koyup oturdum. Yanıma birkaç minder çekip oturan falan da oldu. Önüme geçenlerden ötürü ara sıra sahneyi göremedim ama, zaten benim öncelikli meramım Belphegor izlemek değil, serinleyip dinlenmekti. Kolay değil, öncesinde İstiklal Caddesi’nde kapsamlı bir sahaf seferi yaptım, ardından festival alanına kadar yürüdüm. Belphegor’un konseri süresince oturarak müzik dinledim. “Yaşlı metal” takıldım.</p>
<p>Belphegor sahneden inince bu kadar dinlenmeyi kendime yeterli görüp ikinci suyumu almaya koyuldum, ardından da sevgili müdürüm (müdürrrr) Doğu’yu (Yücel) aradım. “Nerdesin?” “Burdayım” derken Şubat-Mart aylarından sonra nihayet yüz yüze de tanışmış olduk. Yanında Düşler ve Kabuslar Forum’da üye (hatta yönetici) olan Burak vardı, onunla da tanıştıktan sonra birkaç dakika süren diyalogun ardından Doğu’ya selam verip laflayanlar çoğalınca, Burak da “Ben biraz yemek yiyeyim” diyerek yanımdan ayrılınca ben de Doğu’ya “Ben Overkill için yer tutmaya gidiyorum, sonra görüşürüz” diyerek o gün için veda ettim. Entombed çıkmadan evvel sahne önü alanındaki yerimi aldım.</p>
<p><strong>Entombed</strong>’u festival öncesinde şöyle esaslıca keşfedip tanımayı çok istiyordum ancak son iki ayda sınavların yoğunluğundan ötürü vakit ayıramamıştım. Mecburen ilk defa burada dinlemiş oldum böylece. Ama eğlenceli adamlar olduklarını biliyordum. Keza her ne kadar iğrenç de olsa festivalin en eğlenen performansını onlar sergiledi zannediyorum ki. Vokalist Lars Goran Petrov bütün dengesizliklerini sergiledi. Konser boyunca yaptığı sümük şov ile izleyenlerin hafızalarına kazındı. Bir ara arkasını dönüp pantolonunu indirerek popo şov da yaptı ancak hemen önümdeki kafalardan birinin arkasına sığınıp bu anın hafızama kazınmasına izin vermedim! Sonra önünü de açacak gibi oldu ama neyse ki bundan vazgeçti. Selpak tutamama şovu, bira ile duş yapma şovu gibi şovlar da sergileyen Petrov, “pis metal” sıfatını hak ederken onun tam aksine, basçıları Nico Elgstrand ise eminim konseri izleyen kızların rüyalarını süslemiştir. Eğlenceli geçen bu death metal konserinin ardından konser arasında millet biraya, suya ve yemeğe koşunca ön sıralara biraz daha yaklaşma fırsatını yakaladım. Bu arada gitarist Alex Hellid sahne önündeki boşluğa inip seyircilerle el sıkıştı, pena dağıttığını görünce “ulan niye elimi uzatmadım ki!” dedim.</p>
<p>Overkill konserini aylarca en önden izlediğimi düşünerek hayal etmiştim, bunu gerçekleştirmek için Behemoth çıkana kadar yerimi kaybetmedim. İkinci sıra civarlarında bulunurken nihayet <strong>Behemoth</strong> da sahnedeki yerini aldı, tüm “kasılan metal”likleriyle performansları başladı. Bildiğim sadece iki şarkıları vardı (Lamb ve As Above So Below) ve şanslıyım ki ikisini de arka arkaya çaldılar. Konser benim için böylece yabancı olmaktan çıktı, performansa daha fazla eşlik etme isteğini kendimde buldum. Ancak konserin ilk yarısından sonra her şarkının ardından cep telefonumun saatine bakmaya başladım. Sabretmek zordu Overkill için.</p>
<p>Behemoth sahneden inince banttan şarkılar çalmaya başladı her zamanki gibi, ama bu sefer bizim tarzımızdaydı çalanlar! Dirty Deeds Done Dirt Cheap, Exodus’un Force of Habit albümünden bir şarkı, Sodom’dan Tired &amp; Red ve tanıyamadığım (muhtemelen Vio-lence grubunun idi) bir başka şarkıyla çok güzel demlendik. Bu esnada önümdeki iki kişinin arasından bir elimi sahne önü demirlerine atmıştım, bir eleman oturunca ikincisini de attım. Eleman birkaç dakika sonra oturduğu yerden kalkarken oluşan boşluktan faydalanıp kendimi en öne çektim ve işte! Overkill için en ön safta yerimi alnımın teriyle aldım! Şimdi sırada yapmam gereken bir telefon görüşmesi ve ardından da konserin başlamasını beklemek vardı. Bu esnada Overkill’in perdesini sahnenin arkaplanında yükselttiler, yükselirken tüylerim diken diken oldu!</p>
<p>Behemoth saat 20.00 gibi sahneden inmişti, <strong>Overkill</strong> ise saat 21.30’da sahneye çıktı! Yaklaşık 1 saat süren ses ayarlamaları nedeniyle beklemek oldukça zorlaşmaya başlamıştı. Millet artık enstrümanları ayarlayan adamlara bağırıp çağırıyordu. Bense konser başlayana kadar her zamanki sakin ve sükunetli tavrımı sürdürüyordum, ardından nihayet bizimkiler sahneye çıkıp The Green and Black’in yavaş tempolu girişini atlattıktan sonra ilk hızlanan yerden itibaren resmen çıldırdım! Deliler gibi kafa sallıyordum, vokal girince şarkılara bağıra çağıra eşlik ediyordum. Eminim konser öncesi ve konser esnasındaki karakter farkımdan ötürü solumda solundaki sevgilisiyle konseri izleyen eleman ile, sağımdaki gençlerden rica minnet ön sırayı kapan kişi bir anlık dumura uğramışlardır! Hayatımın grubu sahnede, burada süper egoma yer olamaz. Çişe yolladım kendisini, o sırada sahne önünün en ön safında azıp dağıttım. Öyle ki önüme geçen fotoğrafçılara yumruk geçirecektim çekilsinler diye ancak en fazla kafalarının yanından \m/ yaparak taciz etmekle kalabildim güvenlik görevlilerinden ötürü. Neyse ki ilk birkaç dakikanın ardından orayı boşaltıyorlar da böylece Overkill ile aramıza başka bir şey giremiyor.</p>
<p>Endless War haricinde çalacaklarını tahmin ettiğim yahut çalmalarına temennide bulunduğum bütün şarkıları çaldılar, bu nedenle konsere oldukça hazırlıydım. Nerede ne yapacağımı aylar boyunca kurduğum hayallerle belirlemiştim zaten. Blitz “E!” deyip beklediğinde o sessizlikte “-limination” diye bağırarak tamamladım, canlı kayıtlarda stüdyo kayıtlarından farklı olarak yaptıkları bütün numaralara eşlik ettim. Daha önceden kurguladığım gibi Ironbound şarkısının stüdyo kaydındaki 3:00 ile 5:45 süreleri arasındaki iki dakika kırk beş saniyelik duygusal ve gurur dolu sözsüz bölüm boyunca yumruklarım havada izledim sahnedekileri. O bölümde müzik hızlanınca kafalar yine sallandı, o bölümün sonlarına doğru yaşanan duygu seli zirveye çıkınca da tişörtümü çekip önündeki Overkill yazısını öpüp yumruklarımı havaya kaldırdım ve avazım çıktığı kadar haykırdım! Yanımdaki kişiler tişört öpme hareketimin ardından şaşkın gözlerle bana baktı.</p>
<p>Çalınmasına en sevindiğim şarkılardan biri In Union We Stand oldu, lakin yeterince konsantre olamadım, tüyler yeterince diken diken haline gelemedi. Zira seyircilerin üzerinde yüzenlerin (crowdsurfing yapanların) kafaya çarpmamasına dikkat etmekle uğraşıyorduk. Bir tanesi sahne önündeki boşluğa geldi, bir de baktım geçen sene başbakana metalci selamı veren çocuk! Güvenlik bu ilk seferinde adamı tekrar sahne önündeki kalabalığa geri attı, ikinci gelişinde sağ omzumun üstünden geçti, “tut beni tut!” diyor eleman. Tutup betona düşmesini engelledim, ardından güvenlik bu sefer sahne önü alanının dışına attı elemanı. Bir ara sahneye de biri çıktı, kafa salladı grupla beraber, hemen dışarı çıkardılar tabi güvenlikler.</p>
<p>Konserin sonlarına doğru terden sırılsıklam oldum, saçlarım da öyle keza, kafa salladıkça saçlar gözüme çarpıyor, ter gözlerimi yakıyor. Şarkıların yavaş bölümlerini bahane ederek iki yumruğumu kaldırıp gözümü kapatarak duruyorum maksat gözlerim dinlensin diye. In Union We Stand’de Blitz seyircilere söyletmeye çalışıyor şarkının nakaratını birkaç defa. İlk tekrarda ben söylüyorum ama, başka da ses duyamıyorum. Buradan istifade edip sonraki tekrarlarda daha fazla bağırarak söylüyorum, sanırım sahneden sadece benim sesim duyuluyordu!</p>
<p>Onca uzun saçlı, siyah tişörtlü gencin arasında, bütün şarkılara azami düzeyde katılan, en önde bir kısa saçlı, beyaz tişörtlü vatandaş olarak grubun dikkatini çekmiş miyimdir bilmiyorum ama; konserin sonunda Blitz şarkı listesinin bir tanesini tam da benim önüme attı. Yanarım da işte bu kağıdın parmaklarıma çarpıp sol taraflarda bir yerlere düştüğünü gördüğüm ana yanarım.</p>
<p>Konserle ilgili önemli notlardan biri, vokalin sesinin oldukça kısık olmasıydı. Bas da Overkill imzasını yansıtacak kadar çok açılmamıştı. Bunlar elbette konserden aldığım keyfi azaltmadı. Eş-başıçeken grup (anlamayanlar için co-headliner) olmasına rağmen ayrılan süreden çok daha az çalmak durumunda kaldılar. Gönül daha fazla çalmalarını isterdi ama Overkill izlemenin mutluluğuna gölge düşüremedi bu kısıtlı süre de. Ayrıca Derek Tailer nihayet Türkiye’ye gelebilme şerefine de nail oldu, son iki konserdir bir türlü gelemiyordu. İfadeleri, sahnedeki duruşu, mimikleri çok kral. Dave Linsk benim biraz uzağımda kaldı, o yüzden onun performansına dikkat edemedim. Yerinden de çok oynamadı zaten. Ron, DD, Blitz hepsi çok iyiydi ne olursa olsun. Işık ve duman kullanımı şahaneydi, sahneyi renkten renge boğdu Overkill’in teknik ekibi.</p>
<p>Konser bitince biraz bekledim, acaba elemanlardan biri Alex Hellid gibi gelip selamlaşır mı diye. Ancak gelmeyince ben de yavaş yavaş sahne önünü terk etmeye başladım. Sırılsıklamdım, sesim kartlaşmıştı bağırmaktan. Ama birkaç dakika önce öyle bir şey yaşıyordum ki, bütün dünyaya nanik yapabilirdim. Dönüşte önüme serseriler çıksa tekme tokat dalabilirdim, peşime köpekler takılsa onlardan şiddetli havlayabilirdim! Kazıkçı taksiye denk gelsem “kaz mı yoluyon lan sen?!” diye çıkışabilirdim, psikopatlıklarıyla ün salmış olan taksicilere. Anlaşıldığı gibi Overkill’den sonra festival alanını terk edip kaldığım yere dönmeye başladım. Artık <strong>Cannibal Corpse</strong> umrumda değildi. Kahvaltıda gevrek, peynir, yumurta yedikten sonra reçel veya bal yemem, onların tatları bozulmasın diye. İşte benzer şekilde Overkill’den sonra Cannibal Corpse dinleyip de vücudumdaki o büyünün bozulmasına izin vermedim. Zaten sadece bir tane kasetlerini dinledim bugüne kadar. Ha, Obituary o gece olsa kalırdım o ayrı tabi.</p>
<p>Dönüşte taksici biraz ayyaş gibi konuşsa da şansıma kıyak bir adam çıktı. Yol boyunca sorduğu sorularla heavy metali keşfetmeye çalıştı, sorularında kesinlikle bir art niyet ya da bir ön yargı yoktu. Saatlerce o müziğin yanında bekleyince merak ediyorlar tabi. Laf lafı açınca bizim Boo! dergisinden de bahsettim. Yolu bilmemesine rağmen olabilecek en kısa yoldan kaldığım yere ulaştırdı, internetten 50 küsura hesaplattığım taksi tam 40 lira tuttu.</p>
<p><strong>İkinci Gün</strong><br />
Bütün gece kafamda Overkill şarkıları döner dururken erken sayılabilecek bir saatte kalktım. İlk keşfettiğim şey boynumun tutulduğu ve sesimin kısıldığıydı. İşte o günden itibaren boynumun tutulması azalana kadar kendimi Behemoth elemanları gibi hissettim.</p>
<p>Bu sefer festival maceram kısa sürdü. Yanında kaldığım Ali adlı arkadaşımla öğlen Taksim’e çıkıp benim sahaflardan ayırttığım dergi ve kasetleri aldık. 20 tane kaset ve bir o kadar eski müzik dergisiyle birlikte Aslıhan Pasajı’ndan çıkınca sırtımda muhteşem bir ağırlıkla yemek yemeye gittik. Ardından kendine Taksim’de takılacak arkadaş bulamayan Ali eve dönerken benim yükümü de aldı sağ olsun, festivale yine kuş gibi yürüdüm.</p>
<div id="attachment_138" class="wp-caption alignright" style="width: 210px"><a href="http://blog.alperdemirci.com/wp-content/uploads/2010/07/tisort2.jpg" rel="lightbox[127]"><img class="size-medium wp-image-138" title="Kronik - Kavga albümünün tişörtü. Daha dar ve daha kısa kollu ama." src="http://blog.alperdemirci.com/wp-content/uploads/2010/07/tisort2-200x191.jpg" alt="Kronik - Kavga albümünün tişörtü. Daha dar ve daha kısa kollu ama." width="200" height="191" /></a><p class="wp-caption-text">Cumartesi günü böyle bir tişörtle takıldım.</p></div>
<p>Alana girdiğim anın daha ilk saniyelerinde karşıdan gelen Doğu’yu gördüm, selamlaştık. Yapıştım ben adama zaten içeride başka tanıdık olmadığından, Riot tişört standının önünde dikelip arada katılanlarla lafladık. Üzerimdeki Kronik – Kavga tişörtünü beğendi, nereden aldığımı sordu. Kendim yaptırdım 2 sene kadar önce, ama muşamba gibiydi ilk basıldığında. Forumdan bir kişiyle daha tanıştım. Ben geldiğimde <strong>Sabaton</strong> sahneden ineli birkaç dakika olmuştu, sırada Muhammed Suiçmez’in aşırı teknik grubu <strong>Necrophagist</strong> vardı. Gel zaman git zaman bunlar sahneye çıktı ve çalmaya başladı. Ardından Doğu “ben röportaj kovalamaya gidiyorum” dedikten sonra yine tek başıma kaldım. Bahaneyle adamların performanslarına odaklandım. Önceki güne göre ses çok temizdi. Müziğin bütün teknik numaralarını duyabiliyordum. Bir ara bir şarkıda adamlar akorlarla değil, sololarla rif çaldılar. Ağzımı açık bırakan performans bu oldu. Seyirciler “Muhammed! Muhammed!” diye tezahüratlar yaptılar. Suiçmez de “İstanbuuul! Çok sağ olun!” diye anonslar yaptı şarkı aralarında. Ben daha çeşitli konuşmasını beklerdim ama samimiyetinden de şüphem yok, son şarkıyı seyircilere sordu. Seyircilerin söylediğini çaldı. Ben beğendim, vatandaş olarak gurur da duydum.</p>
<p>Necrophagist’in ardından konser arası geldiğinde bu sefer hedef konserim olmadığından tek başıma ne yapacağımı bilemedim. Dolandım festival alanında, arada bizim Headbang dergisinden Utku Usta’yı gördüm, onunla tanıştım. Lakin onunla olan sohbet de kısa sürdü, sahnenin kenarındaki gölge alana gittiler. Ben de peşlerine takılmayayım dedim artık. Bekleye bekleye en sonunda <strong>Dark Funeral</strong> çıktı. Bu sefer sandalye çekemesem de yine de gölge bir yer bulup oradan izledim. İlk şarkılarda vokal hiç yoktu. Sonradan düzelttiler. Bugün “yalnız metal” takıldığım için, bir de hedeflediğim bir konser olmamasından ötürü çok sıkıcı geçti benim açımdan. Dark Funeral’ın ortasında gittim zaten festivalden. <strong>Grave Digger</strong>’ı <strong>Evergrey</strong>’den sonraya koymaları kötü oldu. Dark Funeral’dan sonra Grave Digger çıksaydı beklerdim valla, merak ediyordum. Cumartesi günü çıkanlardan <strong>Amorphis</strong> ve Evergrey beni bayıyorlar affedersiniz.</p>
<p>Festivalden erken çıkmışken bu kez bahaneyle İETT ile döndüm, ekonomi yaptım.</p>
<p><strong>Üçüncü Gün</strong><br />
Overkill sarhoşluğundan mıdır nedir, yoksa önceki günün sıkıcı geçmesinden midir bilinmez, bu sefer festivale can atarak acele ederek gelmedim. Akşam 23.30’a otobüs bileti almıştım pazartesi günü okula uğrayıp sınıf geçme konusundaki pürüzleri gidermek için, o yüzden Ali’nin evinden bu sefer bütün eşyalarımla, elimde kocaman ve ağır çantayla çıktım. Belediye otobüsü gelince Ali’yle vedalaşıp Taksim’e doğru yöneldim. Kamil Koç ofisine gidip “çantamı akşama kadar emanet alabilir misiniz?” diye sordum, kabul etmediler. Ben de “çanta metal” yapıp festival alanına gittim. Aslında benim şu kasetler yüzünden içeri almayacaklar diye tırstım, “satmak için mi getirdin bunları?” diye. Neyse ki bir sorun çıkmadı. Ben girdiğimde günün üçüncü grubu <strong>Makine</strong> sahnedeydi. Fırsattan istifade, güneşli olsa da piknik masalarından birine oturup sahne görüşümü kapatan sigara satış kabininin izin verdiği kadarıyla Makine’yi izler gibi yaptım. Bence müzik-kitle uyumu en düşük gruptu ama konser boyunca seyircilerden bir saçmalık yapan olmadı neyse ki.</p>
<p>Bu sırada DvK forumdan lil siztah rumuzlu kişiyle sözleşmiştik, elindeki Şebek/Köprüaltı dergilerini elden çıkarmak istiyordu. Sayesinde dergi arşivim daha da genişledi, kendisine çok minnettarım. Kendisiyle ve aramıza sonradan katılan, yine forumdan Mehmet adındaki bir arkadaşıyla Korpiklaani çıkana kadar piknik masalarında oturup bol bol sohbet ettik. Önceki günkü gibi “yalnız metal” takılmama engel oldukları için de teşekkür ediyorum ikisine. Bu esnada <strong>Heaven Shall Burn</strong> sahneye çıktı, metalcore sevmediğim için yine bir şey anlamadım müzikten. Ama gençler eğlenip stres attı baya. Kulenin çevresinde koşturdular kalabalıklar halinde. Fevkalade toz kalktı!</p>
<p><strong>Korpiklaani</strong> sahneye gelince bu iki arkadaş, grubu izlemek üzere yanımdan ayrıldı, ben de tek başıma oturarak Obituary’yi beklemeye koyuldum. Bu esnada millet kendini dans etmeye, halay çekmeye verdi. Müziği Onkel Tom’a benzettim, bu benzerlik yüzünden bundan sonra “ben folk metal dinlemiyorum ilgimi çekmiyor şimdilik” diyemeyeceğim, çünkü dinliyormuşum meğer folk metal!</p>
<p>Konser arası verildiğinde bir süre tanıştığım ikiliyi bekledim gelirler yanıma belki tekrar diye, daha fazla bekleyemeyince kalktım ve dolanıp tanıdık yüzler aramaya koyuldum. Bu iki kafadarı bulamasam da sonradan lil siztah telefon etti, o şekilde vedalaştık artık. Bu esnada hoparlörlerden Metalium – Suffer şarkısının gelmesiyle mutlu mesut dolaşırken ben de İzmir’deki efsane Stüdyo Ümit’in sahibi Niyazi abinin yanına gittim, yine şaşırdım çünkü beni yine tanıdı! Ekim ayı gibi kendisine kaset listesi vermiştim depodan getirmesi için, aylarca haber alamayınca Mayıs’ta gittim “böyle böyle liste” diye, “hatırladım” demişti. Şimdiyse kendimi tanıtmama gerek kalmadan hatırladı beni. Festivalde ayaküstü (yani oturmadan) tanıştığım kişiler arasında en hoşsohbet adam Niyazi abiydi kesinlikle. Ben sessiz kaldığımda o laf açtı, üstelik yanında başkaları da olmasına rağmen. Bir ara yanına eski dinozor tayfa geldi, hepsiyle tanıştırdı. O da Obituary’i bekliyormuş, ama elimde çanta olduğundan kalabalığa onlarla karışamayacağımı, uzaktan izleyebileceğimi söyledim. Konserin başlamasına yakın vedalaştık, onu ve dinozor tayfayı kalabalığa doğru uğurladım. Bu sırada yine Headbang’den, Özgür Öğret ile de tanıştım, kısa bir diyalogun ardından kulenin üst katına çıkmaya gitti.</p>
<p>Obituary festivalde en fazla heyecanla beklediğim ikinci gruptu ve iyi ki de festivalin son grubu olmamışlar, yoksa kaçırmak zorunda kalacaktım. Nevermore kaçmış oldu sonuçta. Üzüldük ama napalım artık, yol bizi bekler.</p>
<p>Yol bizi bekler de, henüz <strong>Obituary</strong> yeni çıktı! Gök gürültüleriyle girdiler sahneye, Find the Arise ile muazzam bir konser açılışı yaptılar. Ancak ikinci ya da üçüncü şarkıda ses sisteminde sorun yaşadılar, müziği aniden kesmeden, ayar yapmak için boşluğa güzelce bağladılar, bu boşlukta da bas gitarda Obituary ile turlayan Steve DiGiorgio seyirciyi sıcak tutmaya çalıştı. Seyirciden “Steve! Steve!” tezahüratları yükseldi. Gitarist Ralph Santolla başlangıçta kendi köşesinde soğuk soğuk çalıyor gibi görünse de bu boşluk anlarında seyirciyi coşturmaya çalışan bir diğer isimdi. Nihayet sorun giderildi, şov devam etti. O sorun haricinde ses gerçekten çok temiz geliyordu. Trevor Peres’in imzası haline gelen gitar tonu işte oradaydı! Chopped in Half’ta benim tüyler diken diken oldu, Overkill’deki kadar olmasa da elimdeki yüke rağmen hafiften kafa sallanmaya başladı. John Tardy bazı bölümlerde kardeşinin yanına gidip davulu Donald ile beraber çaldı. John ile ilgili bir başka beğendiğim durum ise mikrofonu tutuş şekli oldu. Malum, death metalden itibaren gelişen müziklerde moda, vokalistin sadece mikrofonu tutmasıydı. Eski usul ise, mikrofonu sehpasıyla beraber tutarak söylemek, sehpa ile bütünleşmek. Bobby Ellsworth’ün performansı bu yüzden beni bu kadar etkiliyor sanırım mesela. İşte, Tardy de sehpa ekolünden giden vokalistlerden…</p>
<p>Konser sırasında kafamı rastgele arkaya çevirdiğimde tam da o sırada Doğu geçiyordu, vedalaşmak için durdurdum. Daha önce bir daha görüşemeyiz diye aramıştım çünkü. “Obituary süper!” muhabbeti yaptıktan sonra, konserin ardından gideceğimi söyleyip vedalaştım. O gidince konsere kaldığım yerden devam ettim. Overkill’de sahneye atlayan adam burada da sahnedeki yerini aldı bir ara. Bu sefer güvenlik değil, bizzat Punk Levent attı kendisini sahnenin dışına. Konser saat tam 22’de bitti. Banttan çalınan Slayer eşliğinde elimde ağır çantamla çıkıştan geçip taksinin biriyle 10 liraya Kamil Koç Taksim şubesi için anlaştık. Bu amca da merak etmiş bu müziği, o da sorular sordu heavy metalle ilgili. Yine ön yargılı bir tavır sezemedim. Ama muhabbet kısa sürdü, yaklaşık 5 dakikada gideceğim yere varmıştım. Ofiste uzun süre servis bekleyince, normalden bir önceki servise binip Alibeyköy’de de uzun süre otobüs bekleyince “ulan erkenden kaçmışım, en azından 1 şarkı izlerdim <strong>Nevermore</strong>’da” desem de, riske girmedim artık. Festivaldeki iki hedef grubum olan Overkill ile Obituary’yi izlemenin verdiği mutlulukla yola çıktım. Müzikçalarımın şarjı izin verdiği müddetçe otobüste Obituary dinledim. Taş gibiydi müzik!</p>
<p>Hayatımdaki en sıra dışı hafta sonlarından bir tanesi bu şekilde sona erdi. Ertesi gün, yani Pazartesi okula uğradığımda 0.033 puan fark ile sınıfı ucundan geçtiğimi öğrendim, festivalin üstüne bal kaymak oldu geriden gelip geçme notunu yakaladığım için. Ama bunu Cuma günü öğrensem Overkill’de en az 3-5 kat daha azardım, muazzam coşkulu bir kutlama olurdu.</p>
<p>Evinin kapılarını açıp konaklama sorunumu kökten çözen Ali’ye, baya kafa muhabbet yaptığımız taksi şoförüne, kısa zamanda koyu sohbet çeviren hemşerim Niyazi Abi’ye, çantama Şebek/Köprüaltı takviyesi yapan ve uzun süre sıkılmadan sohbet ettiğimiz lil siztah’ya, hoşsohbet sahaflara, beni telefondan yalnız bırakmayan aileme ve guzucuğuma, festival alanında az da konuşsak çok da konuşsak; beni sevseler de, bana kıl olsalar da tanıştığım herkese birer teşekkürü borç bilirim. Bakalım bir festivalde daha yerimi alacak mıyım? Seneye festivale Destruction veya Testament gelirse neden olmasın?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.alperdemirci.com/unirock-2010-guncesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şener Yıldız</title>
		<link>http://blog.alperdemirci.com/sener-yildiz/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=sener-yildiz</link>
		<comments>http://blog.alperdemirci.com/sener-yildiz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Feb 2010 10:26:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Demirci</dc:creator>
				<category><![CDATA[H. Metal]]></category>
		<category><![CDATA[Kişilikler]]></category>
		<category><![CDATA[cep]]></category>
		<category><![CDATA[dergi]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[radyo]]></category>
		<category><![CDATA[şener yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[tecrübe]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.alperdemirci.com/?p=71</guid>
		<description><![CDATA[Bu sayıdan itibaren Şamar’a eklenen bu bölümün ilk konuğu, “topyekun yerli sayı”nın gazıyla, yıllarca Rock Market programıyla tanıdığımız Şener Yıldız. Türkiye’de rock ve heavy metal müziği yaymak için uzun yıllar neredeyse yapmadığı şey kalmayan bu doktor insana saygı duymak için çok fazla kafa patlatmaya gerek yok. Yıllarını müziğe vermiş, bir yandan hobisi olan (!) doktorluğu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_72" class="wp-caption alignright" style="width: 210px"><a href="http://blog.alperdemirci.com/wp-content/uploads/2010/02/l_46d7349c485fa6d54b6bc967f2c20ec8.jpg" rel="lightbox[71]"><img class="size-medium wp-image-72" title="Şener Yıldız" src="http://blog.alperdemirci.com/wp-content/uploads/2010/02/l_46d7349c485fa6d54b6bc967f2c20ec8-200x259.jpg" alt="Şener Yıldız" width="200" height="259" /></a><p class="wp-caption-text"> </p></div>
<p>Bu sayıdan itibaren Şamar’a eklenen bu bölümün ilk konuğu, “topyekun yerli sayı”nın gazıyla, yıllarca Rock Market programıyla tanıdığımız Şener Yıldız. Türkiye’de rock ve heavy metal müziği yaymak için uzun yıllar neredeyse yapmadığı şey kalmayan bu doktor insana saygı duymak için çok fazla kafa patlatmaya gerek yok. Yıllarını müziğe vermiş, bir yandan hobisi olan (!) doktorluğu devam ettirmiş, inanılmaz sakin, inanılmaz efendi bir adam. Bugün ismen tanıdığım heavy metal yayıncılarının aksine, bildiğim kadarıyla hiçbir polemiğe girmemiş, kimsenin gazına gelmemiş birisi. Sessizce kendi işini yapmış, bir nesli heavy metale doydurmuş bir insan. Son yıllara doğru üzerinde Limp Bizkit tişörtü falan görüldüğü söylense de olsun o kadar diyelim heh heh.</p>
<p>1966’da doğan Şener Yıldız, 80’lerin başlarında rock müzik tutkusunu zirveye çıkarıyor, plak edinmek için artık zorlu yöntemlere başvuruyor. TIR şoförlerine sipariş vermek, yurtdışına giden gelen arkadaşlardan getirtmek… Zar zor da olsa hatırı sayılır bir arşiv topluyor. Sonra bunları sadece kendisinin dinlemesindense bir şekilde değerlendirmeyi düşünüyor. Böylece polis radyosuna gidip başvuru yapıyor program hazırlamak için. 1985-1989 yılları arasında böylece Rock Dünyası adlı radyo programını hazırlamaya başlıyor. Rock Dünyası başladıktan sonraki yıl Hey dergisinde yazmaya da başlıyor. 1987 yılında Uğur Çakır ve Afşin Akın ile birlikte “Heavy Metal” adında 8 sayfalık bir ek olarak yine Hey dergisinin yanında verilen dergiyi çıkarıyor. Lakin bu dergi 28 haftada 28 sayı kadar yayın hayatında kalabildi, daha sonra bitti herhalde, daha ne olacaktı?</p>
<div id="attachment_74" class="wp-caption aligncenter" style="width: 110px"><a href="http://blog.alperdemirci.com/wp-content/uploads/2010/02/3_2732009173841_11996.jpg" rel="lightbox[71]"><img class="size-thumbnail wp-image-74 " title="Hey Dergisi'nin 8 sayfalık Heavy Metal eki" src="http://blog.alperdemirci.com/wp-content/uploads/2010/02/3_2732009173841_11996-100x149.jpg" alt="Hey Dergisi'nin 8 sayfalık Heavy Metal eki" width="100" height="149" /></a><p class="wp-caption-text">Sene 1987...</p></div>
<p>Radyodaki Rock Dünyası bitince 90’ların başına kadar Serdar Öktem ile birlikte TRT’de Dönence adlı müzik programıyla artık televizyona el atan Şener Yıldız, 2005 yılına kadar aralıksız bir şekilde TRT için müzik programları hazırlamaya başladı. 90’ların başında Dönence, Rock Market’e dönüşünce de, artık esas efsane başladı. Bir yandan doktorluğa devam ediyor, bir yandan Ankara’ya gidip çekim yapıyordu. Doktorluğu nedeniyle sürekli çeşitli illerde görev aldı. O zamanlar yollar daha kötü, eh uçak da şimdiki kadar cazip değil, her hafta saatler süren yolculuk yapmak zorunda kalıyordu çekim yapabilmek için. Hatta Zor dergisinin taa 2002’deki 3 numaralı sayısında yaptığı röportajdan okuduğuma göre, Ağrı’da görev yaptığı bir dönemde, çekim için Ankara’ya geliyor, çekimi yapıyor, yaptığı gibi de hemen dönüş yoluna çıkıyor. Ağrı’ya saatler sonra döndüğünde telefon geliyor, “Çekimi tekrarlamamız lazım, geri gel”. “Niye?” “Elin cebinde sunmuşsun, seyirciye saygısızlık”. Tabi mecburen geri dönüyor Ankara’ya tekrar, tekrardan çekim yapılıyor. Baya sabır varmış Şener Yıldız’da doğrusu.</p>
<p>Son yıllarda Rock Market’i Ebru İnci ile beraber hazırlayıp sunuyordu. Programın tek ekibi buydu, yönetmenleri TRT kendisi atıyormuş (zaman zaman arkaplanda görülen çiçekli böcekli fonlar bu yüzdenmiş demek). Ebru İnci grup isimlerini yanlış telaffuz ettiği ve neredeyse her grup için tek tip yorum yaptığından ötürü (“işte şimdi süper bir grubun şarkısıyla birlikteyiz” tarzı falan) eleştirildiyse de kendisi zamanında Türkiye’nin nadir (belki de tek) dişi death metal grubu <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=deimos" target="_blank">Deimos</a>’ta yer almıştı. Olayla çok alakasız bir isim değildi yani.</p>
<p>2005 yılının Eylül ayında TRT, Rock Market’e son verdi. Devlet televizyonu olması ve bulunduğu dönem dolayısıyla dinleyiciler tarafından türlü komplo teorileri üretildi, ancak neticede Şener Yıldız TRT’den ayrılmış oldu. Rock Market’in nihayete ermesinin ardından Ebru İnci’nin sunduğu Çıngırock programı başladı TRT’de, içerik daha yumuşadı tabi, ismi bakımından da pek hoşnut olunan bir program değildi açıkçası. Zamanla sunucular değişmiş, şimdi Çıngırock’ı Cenk Durmazel sunuyormuş. Erdem Bey’i de bekleriz.</p>
<div id="attachment_77" class="wp-caption alignright" style="width: 210px"><a href="http://blog.alperdemirci.com/wp-content/uploads/2010/02/l_a46794b3ad945433f2262e2f94fb15d5.jpg" rel="lightbox[71]"><img class="size-medium wp-image-77" title="Hicri Bozdağ - Şener Yıldız" src="http://blog.alperdemirci.com/wp-content/uploads/2010/02/l_a46794b3ad945433f2262e2f94fb15d5-200x132.jpg" alt="Hicri Bozdağ - Şener Yıldız" width="200" height="132" /></a><p class="wp-caption-text">Hicri Bozdağ, Şener Yıldız ile...</p></div>
<p>1 yılı biraz aşan bir sürenin ardından Şener Yıldız, Aralık 2006’da tekrar ekranlara döndü. Bu sefer Rock Market TV8’de yayınlanıyordu, özel bir kanal olmasının getirdiği daha kısıtsız bir ortam olacaktı. Bu durumda muhtemelen kendi teknik ekibini kurabilmiştir diye tahmin ediyorum. Ancak içerik olarak daha tanıdık bir ekibi vardı. Aptülika, Hicri Bozdağ, Çağlan Tekil ve Erkin Koray da zaman zaman program içinde kendi köşelerine sahip oluyorlardı. Zannediyorum ki Rock Market’in buradaki ömrü de 1-2 yıl oldu, sonra sessiz sedasız yayından çekildi. TRT’de sonlandığı kadar ses çıkmadı bu sefer dinleyicilerden. Belki doymuştu insanlar, ya da devir değişiyordu, protesto kültürü uzaklaşıyordu. 1986’da Şener Yıldız Hey dergisinde ilk defa yazdığında adı “Şener Yılmaz” diye geçtiği için bir ayda ne kadar çok protesto mektubu gelmiş dergiye. Derginin başındakiler şaşırmış, “Sadece 1 yıldır radyo programı yapan sıradan birini niye bu kadar dikkate alıyorlar?” diye. Herkesin tek derdinin para kazanmak olduğu, sahte ilişkilerle dolu popüler kültür mensupları nereden bilsin dayanışmayı, sahip çıkmayı?</p>
<p>Bir ara adı Guiness Rekorları ile anılan Şener Yıldız ve Rock Market, şu anda aktif durumda değil belki, hatta Şener Yıldız bu aralar müzikle ilgili neler yapıyor bilmiyoruz ama, bilgiye zar zor erişilebilen yıllarda Türk gençliğini toplumun dayattığı pop ve arabesk müzikten kurtarıp, biraz olsun nefes almasını sağladığı için, hatta müzik tüketiminden ziyade “müzik kültürü” sahibi olmalarına dolaylı ya da dolaysız yardımcı olduğu için ne kadar teşekkür etsek azdır.</p>
<p><strong>Güncel not:</strong> Bu yazıyı daha önce <a href="http://www.boodergi.com">Boo! dergisinin</a> 41 numaralı sayısında, Şamar adlı heavy metal bölümü için yazmıştım. O sayıda tüm içeriği yerli kaynaklar ile doldurayım istemiştim. Ayrıca ilk defa o bölümde &#8220;Kişilikler&#8221; konulu bir kısım olmuştu. Gerçi o sayı benim hazırladığım son Şamar olduğu için, ertesi sayı sevgili Sinan da bu konuda yazmadığı için bir daha bir heavy metal kişiliği üzerine yazılmamıştı ama, <a href="http://blog.alperdemirci.com/cepten-yeme-rituelleri/">cepten yeme ritüellerim</a> bittiğinde elbet yazmaya devam ederim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.alperdemirci.com/sener-yildiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2.80,47&#8242;de Geçen Ay: Ocak 2010</title>
		<link>http://blog.alperdemirci.com/2-8047de-gecen-ay-ocak-2010/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=2-8047de-gecen-ay-ocak-2010</link>
		<comments>http://blog.alperdemirci.com/2-8047de-gecen-ay-ocak-2010/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2010 11:21:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Demirci</dc:creator>
				<category><![CDATA[H. Metal]]></category>
		<category><![CDATA[albüm]]></category>
		<category><![CDATA[destruction]]></category>
		<category><![CDATA[meshuggah]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[testament]]></category>
		<category><![CDATA[thrash metal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.alperdemirci.com/?p=44</guid>
		<description><![CDATA[Düzenli blog olayına başlayalı 1 ay geçti, gerçi Ocak ayının sonunu pek üretken geçiremedim, günlük hayatta yaşadığım birkaç sıkıntıdan ötürü ancak bugün yeni ayın ilk günü. Her ayın ilk günü de, yazdığım diğer bir yerin, burasıyla karşılaştırdığımda &#8220;konulu blog&#8221; diyebileceğim İki Seksen Virgül Kırk Yedi&#8216;nin bir önceki ayının özetini yazacağım. Albüm incelemelerine buradan değil de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Düzenli blog olayına başlayalı 1 ay geçti, gerçi Ocak ayının sonunu pek üretken geçiremedim, günlük hayatta yaşadığım birkaç sıkıntıdan ötürü ancak bugün yeni ayın ilk günü. Her ayın ilk günü de, yazdığım diğer bir yerin, burasıyla karşılaştırdığımda &#8220;konulu blog&#8221; diyebileceğim <a href="http://ikiseksenvirgulkirkyedi.blogspot.com/" target="_blank">İki Seksen Virgül Kırk Yedi</a>&#8216;nin bir önceki ayının özetini yazacağım. Albüm incelemelerine buradan değil de oradan devam etmemin nedeni, 70 küsur yazı sonunda orada çok düzenli ve faydalı bir etiket sisteminin oluşması. İki blogu ortak paydada buluşturmak içinse bu özetler güzel şeyler olsa gerek.</p>
<p>Geçen ay aslında cepten yediğim bir ay oldu. 2.80,47&#8242;nin esas amacı yazdığım bütün albüm incelemelerini barındırmasıydı, bu nedenle <a href="http://www.boodergi.com" target="_blank">Boo! dergisi</a>nde yayınladığım ama oraya eklemediğim yazıları da oraya geçirmem gerekiyordu. Bir adet de daha önce yazdığım ama henüz hiçbir yerde yayınlamadığım bir yazı vardı. Böylece topu topu 4 tanecik yazı, Ocak 2010&#8242;da yerini aldı. Bundan sonra cepten yiyecek başka bir yazı kalmadığının müjdesini vereyim, ayrıca ayda 4&#8242;ten fazla yazı olsun istiyorum tabi ki. İşte incelediğim 4 albüm:</p>
<div id="attachment_47" class="wp-caption alignright" style="width: 110px"><a href="http://blog.alperdemirci.com/wp-content/uploads/2010/02/Meshuggah-DestroyErase.jpg" rel="lightbox[44]"><img class="size-thumbnail wp-image-47" title="Destroy Erase Improve" src="http://blog.alperdemirci.com/wp-content/uploads/2010/02/Meshuggah-DestroyErase-100x88.jpg" alt="Destroy Erase Improve" width="100" height="88" /></a><p class="wp-caption-text"> </p></div>
<p><a href="http://ikiseksenvirgulkirkyedi.blogspot.com/2010/01/meshuggah-destroy-erase-improve.html" target="_blank">Meshuggah &#8211; Destroy Erase Improve</a>: Deneysel işleri pek sevmeyen benim, ilginç bir şekilde hoşuna giden bir albümdü. Aslında keşfedişim biraz tedavi amaçlı gibi oldu ama, bıraktığı etki gerçekten olumluydu. Albüm boyunca yer alan aksak ritmler, değişken ölçüler insanı kesinlikle uyutmuyordu, çünkü bu bünyenin doğasına aykırı olan bir şeydi. Yabancılar bizim 9/8&#8242;lik müziği niye bu kadar çok seviyorlar sanıyorsunuz? Destroy Erase Improve da bu değişik ölçülerle, fütüristik havayla, thrash metalin tokatlayıcı enerjisini bir araya getiriyordu. Tokatlamak demişken, ilk şarkıya dikkat!</p>
<div id="attachment_48" class="wp-caption alignright" style="width: 110px"><a href="http://blog.alperdemirci.com/wp-content/uploads/2010/02/Destruction-All-Hell-breaks-loose-Front.jpg" rel="lightbox[44]"><img class="size-thumbnail wp-image-48" title="All Hell Breaks Loose" src="http://blog.alperdemirci.com/wp-content/uploads/2010/02/Destruction-All-Hell-breaks-loose-Front-100x100.jpg" alt="All Hell Breaks Loose" width="100" height="100" /></a><p class="wp-caption-text"> </p></div>
<p><a href="http://ikiseksenvirgulkirkyedi.blogspot.com/2010/01/destruction-all-hell-breaks-loose.html" target="_blank">Destruction &#8211; All Hell Breaks Loose</a>: Yaklaşık 10 yılın ardından tekrar geri dönen bir grup, hele hele bir thrash metal grubuysa ne beklenir? 10 yılda biriktirdiğini bir anda dışarıya salma isteği tabi ki. Release From Agony ve Cracked Brain gibi daha teknik ve derli toplu albümlerden sonra, &#8220;kaosa ve müzikal karmaşaya tekrar hoşgeldiniz!&#8221; dedi sevgili Mike Sifringer. Bir yandan da bütün bu kaostan sorumlu, agresif ama iyi kalpli olduğuna inandığım (dalga geçmiyorum :P) Schmier&#8217;in gruba dönüşünü kutladık. Böylece özellikle ilk yarısı, ortalığı dağıtan bir albüm meydana geldi.</p>
<div id="attachment_49" class="wp-caption alignright" style="width: 110px"><a href="http://blog.alperdemirci.com/wp-content/uploads/2010/02/foto_cover_1400.jpg" rel="lightbox[44]"><img class="size-thumbnail wp-image-49" title="Datevi Fuoco (Lo Scotto da Pagare)" src="http://blog.alperdemirci.com/wp-content/uploads/2010/02/foto_cover_1400-100x100.jpg" alt="Datevi Fuoco (Lo Scotto da Pagare)" width="100" height="100" /></a><p class="wp-caption-text"> </p></div>
<p><a href="http://ikiseksenvirgulkirkyedi.blogspot.com/2010/01/pino-scotto-datevi-fuoco-lo-scotto-da.html" target="_blank">Pino Scotto &#8211; Datevi Fuoco</a>: Tamamen İtalyanca&#8217;yı müzikle pekiştirmek için bulduğum bir isimdi Pino Scotto. İtalyanların müzik anlayışı bana pek uygun olmadığından Scotto benim için hala bir &#8220;bulunmaz nimet&#8221; olarak yerini koruyor, her ne kadar son zamanlarda pek dinlemesem de. 80&#8242;lerden beri İtalyan hard rock müziğinin öncü müzisyenlerinden biri olmuş Pino Scotto&#8217;nun 2008&#8242;de çıkan solo albümüydü Datevi Fuoco. Heavy metal seven Akdeniz insanları için birebir. Ama progresifçiler beğenmeyebilir, bizzat bir tanesine şahit oldum.</p>
<div id="attachment_50" class="wp-caption alignright" style="width: 110px"><a href="http://blog.alperdemirci.com/wp-content/uploads/2010/02/2f97c1c3d328f3bf412c507bc699814b_full.jpg" rel="lightbox[44]"><img class="size-thumbnail wp-image-50" title="The Gathering" src="http://blog.alperdemirci.com/wp-content/uploads/2010/02/2f97c1c3d328f3bf412c507bc699814b_full-100x100.jpg" alt="The Gathering" width="100" height="100" /></a><p class="wp-caption-text"> </p></div>
<p><a href="http://ikiseksenvirgulkirkyedi.blogspot.com/2010/01/testament-gathering.html" target="_blank">Testament &#8211; The Gathering:</a> Testament&#8217;la ilk tanıştığım albüm, hem de bir kaset idi. Nasıl beğenmeyeyim? Grubu daha sonra daha derin keşfettiğimde 90&#8242;larda müziklerine death metal etkileri kattıklarını gördüm. Ama Low da, Demonic de The Gathering kadar iyi albümler değildi bence. Ya da ben onlara alışamadım. Ama şimdi düşünüyorum da, bence Testament estetik kaygılardan ötürü değil de, biraz mecburiyetten death metal sularında yüzdü biraz. Chuck Billy&#8217;nin sesi yıllar geçtikçe kalınlaştı da kalınlaştı, konserlerini izlemedim ama en azından eski şarkılarını yeniden kaydettikleri albümleri First Strike Still Deadly&#8217;den anladığım kadarıyla eskisi gibi çığlık atamıyor. Sesini koruyamamış. Ha tabi ilerledikleri yön içerisinde oldukça başarılı bir vokalist hala ama, gönlüm ilk iki albümlerde bastığı çığlıkları duymak ister yeni kayıtlarda da.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.alperdemirci.com/2-8047de-gecen-ay-ocak-2010/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Saykodelik Rock&#8217;a Bulaşma!&#8221;</title>
		<link>http://blog.alperdemirci.com/saykodelik-rocka-bulasma/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=saykodelik-rocka-bulasma</link>
		<comments>http://blog.alperdemirci.com/saykodelik-rocka-bulasma/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Jan 2010 11:01:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Demirci</dc:creator>
				<category><![CDATA[H. Metal]]></category>
		<category><![CDATA[anı]]></category>
		<category><![CDATA[darkthrone]]></category>
		<category><![CDATA[fenriz]]></category>
		<category><![CDATA[psychedelic rock]]></category>
		<category><![CDATA[uykusuzluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.alperdemirci.com/?p=23</guid>
		<description><![CDATA[Bildiğin müzikten şaşmayacaksın sevgili Alper. &#8220;Yeni şeyler deneyeyim, ufkumu genişleteyim&#8221; dersen olacağı budur işte, yeni müziğin yan etkilerini görürsün. Uyuyamazsın, aklına sürekli o şarkılar gelir, delirmeye başlarsın. 2 gündür nedir bu eğilim böyle? Fenriz dayı dedi diye sarmışsın saykodelik rock semalarında takılmaya, yakında müzikten kafa uçmuş şekilde mi toplayacağız seni? Daha önce bir yerde de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bildiğin müzikten şaşmayacaksın sevgili Alper. &#8220;Yeni şeyler deneyeyim, ufkumu genişleteyim&#8221; dersen olacağı budur işte, yeni müziğin yan etkilerini görürsün. Uyuyamazsın, aklına sürekli o şarkılar gelir, delirmeye başlarsın. 2 gündür nedir bu eğilim böyle? Fenriz dayı dedi diye sarmışsın saykodelik rock semalarında takılmaya, yakında müzikten kafa uçmuş şekilde mi toplayacağız seni?</p>
<p>Daha önce bir yerde de söylemiştim sanki ama benim zihnimde 3 ses dolaşır: Biri kesintisiz müzik yayını, biri kendi doğal düşüncelerim ve diğeriyse benim 30 yıl yaşlı halim olduğunu zannettiğim, daha tedbirli daha sakin bir ses. İşte dün gece bu ses bana bunları söylüyordu. Haklıydı da, bir türlü uyuyamıyordum. Kafamdaki kesintisiz müzik yayını sadece bu şarkılardan çalıyordu, hem de en deli olanlarından. Yastığı evirip çevirdim, yatağin içinde tepindim, durduğum andaki rastgele pozisyonda uyumaya çalıştım, yemedi. Bir yandan şarkılar da devam ediyor. Bir yandan yastığa çok fena kıl kaptım, sürekli kafam kaşınıyor. Kesinlikle berbat bir durum, madde kullanmayı geçtim, sigara bile içmeyen şahsımın kafasını uçmuşa döndürdü bütün bunlar: kafamda sürekli dönen saykodelik rock tarzı şarkılar, uykusuzluk, biraz da mide kazıntısı.</p>
<div id="attachment_63" class="wp-caption alignright" style="width: 210px"><a href="http://blog.alperdemirci.com/wp-content/uploads/2010/01/viceuk_viceland_blog_trappedundervice.jpg" rel="lightbox[23]"><img class="size-medium wp-image-63" title="Fenriz Sunar... Trapped Under Vice 2" src="http://blog.alperdemirci.com/wp-content/uploads/2010/01/viceuk_viceland_blog_trappedundervice-200x200.jpg" alt="Fenriz Sunar... Trapped Under Vice 2" width="200" height="200" /></a><p class="wp-caption-text">İşte olay albümün kapağı</p></div>
<p>Kasım ayının sonlarına doğru internette dolaşırken <a href="http://www.darkthrone.no" target="_blank">Darkthrone</a> grubunun davulcusu Fenriz&#8217;in zaman zaman toplama albümler derlediğini gördüm. Bir <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Fenriz_Presents..._The_Best_of_Old-School_Black_Metal" target="_blank">black metal derlemesi</a> yaptığını biliyordum ama <a href="http://www.viceland.com/" target="_blank">Vice Magazine</a> adlı internet sitesi için yaptığını düşündüğüm Trapped Under Vice derlemelerini de gördüm. Şimdiye kadar iki tane yapmış bunlardan bildiğim kadarıyla. <a href="http://www.viceland.com/music/2009/07/a-fist-in-the-face-of-god-fenriz-presents-trapped-under-vice-vol-i/" target="_blank">Birincisi</a>, unutulmaya yüz tutmuş thrash metal grupları ile &#8220;kararmış (blackened) thrash metal&#8221; gruplarının şarkılarından derlediği, haşin bir 78 dakika. <a href="http://www.viceland.com/music/2009/10/a-fist-in-the-face-of-god-fenriz-presents%E2%80%A6-trapped-under-vice-vol-ii/" target="_blank">İkincisi</a>ni daha sonra çıkarıyor, ondaysa işte, berbat geçen dün gecemin içine limon sıkan, yarasına kolonya döken, vur deyince öldüren o malum şarkılar var. 60&#8242;lı ve 70&#8242;li yıllardan, pek az insanın bileceği gruplardan bir derleme yapıyor. İşte, saykodelik rock, progresif rock, hard rock ve ilkel haldeki heavy metal tarzlarını barındıran bu toplamayı, ilgimi çektiği için indirmeye karar verdim. Ama hemen açıp dinlemedim, birkaç gün harddiskimde öylece durdu.</p>
<p>Aralık ayına geldiğimizde, daha sonra ikinci &#8220;<a href="http://blog.alperdemirci.com/vukuatlarim/" target="_blank">Vukuatlarım</a>&#8221; yazısında anlatmayı düşündüğüm bir bilgisayar kıtlığı yaşadım. 30 Kasım&#8217;da başlayan bu ayrılık ile 31 Aralık akşamına kadar bilgisayardan uzak, bohem bir hayat geçirdim. Bu arada Trapped Under Vice II&#8217;yi dinlemek de 1 ay ertelenmiş oldu. Sonra bilgisayarım geldi, yeni yılın ilk günlerinde yine es geçtim derlemeyi. Aslında bu kadar üşengeç olmamın nedeni, Windows Media Player kütüphanesine tek şarkılık sanatçılar eklenmesini istemeyişimdi. Bir de tek tek değil, albüm gibi dinlemek istiyordum.</p>
<p>Sınav arifesinde bir gün, sınav hakkında bilgilerimin taze olduğunu düşünüp çalışmakta zorlanırken aynı zamanda vicdan azabı da çekiyordum, &#8220;ulan şimdi böyle diyorum da ya yarın sınavda geçici hafıza kaybı yaşarsam?&#8221; dediğim bir huzursuzluk vardı. Sonra kafa dağıtmak için bilgisayarı açtığımda aklıma işte &#8220;o&#8221; geldi. Hemen ID etiketlerini Various Artists yaptım, <a href="http://www.sony.com.tr/product/nws-a-series/nwa3000v.eu8" target="_blank">güzel müzikçalarım</a>a yükledim, bilgisayarı kapattım, ders çalışırken ilk defa o derlemeyi dinledim. Hmm ilgi çekici, gizemli. Son günlerde ben de ilkel metal dönemlerine ilgi duyuyordum, Pentagram&#8217;daki (Amerikan olan) gitar tonuna, Black Sabbath&#8217;ın ilk yıllarındaki gitar tonuna hasta olmakla meşguldüm. İşte beni böyle çekti bu derleme. Akşam oldu, bu sefer Winamp&#8217;i kurup bilgisayardan tekrar dinledim. Fenriz&#8217;e hayırduası yapmakla meşguldüm, ne kadar hayırlı bir şey yaptığını düşündüğüm için!</p>
<p>Ertesi akşam, özel hayatımda pot kırmak kategorisinde yaptığım affedersiniz bir dangalaklık yüzünden keyfim tamamen kaçmış ve üzülmüştüm. Bilgisayarın başına oturduğumda elim müziğe gitti, ama o havayla &#8220;eşşek sudan gelene kadar döveriz!&#8221; tarzı thrash metal şarkıları dinleyesim yoktu gerçekten. Aklıma dünkü derleme geldi, nasıl da huzurluydu, nasıl da sakindi öyle&#8230; Bir parti daha dinledim, 3 etti. Bu üç sefer, albümde öne çıkan şarkıların kafama kazınması için yeterli oldu. Bu kadar kısa sürede olan kazımaya şaşırırken, ne kadar kolay dinlenen şarkılar olduğunu düşündüm.</p>
<p>Gece geç yattım. Bilgisayara bakmak kesinlikle gözlerimi ağrıtıyor, ama bağımlısı kölesi olmuşuz bir kere napalım&#8230; Yatağa yatınca güzelce uyuyacağımı düşündüm ama yanılıyordum. Önce zihnimden, okuduğum bir dergiye eleştiri mektubu yazıyordum. Ardından internet günlüğüme yazacağım yazıları kurgulamaya başladım. Sonra rahat edememeye, üstelik doğru dürüst düşünememeye başladım. Zihnimde sürekli bu iki gündür dinlediğim şarkıların en psikopatları çalmaya başladı: Cecil Rons (<a href="http://www.last.fm/music/Caravan?setlang=en" target="_blank">Caravan</a> adlı gruba ait), Race With the Devil (<a href="http://www.last.fm/music/The+Gun?setlang=en" target="_blank">The Gun</a>), Filigree &amp; Shadow (<a href="http://www.last.fm/music/Fever+Tree?setlang=en" target="_blank">Fever Tree</a>), Jesus Freaks (<a href="http://www.last.fm/music/Ice+Cross?setlang=en" target="_blank">Ice Cross</a>)&#8230; Fantastik enstrüman sesleri, sakin giderken aniden bağıran vokaller, psikopatça ve fütursuzca atılan kahkahalar&#8230; Beni de kendine benzetecekti herhalde bu deli şarkılar. Bir türlü rahat edememeye, yastığı evirip çevirmeye, yorganı tekmelemeye başladım. Uyumak istiyordum ama uyuyamıyordum. Bir yandan kafam deli gibi kaşınıyordu. Bir an tip kayacak falan demeden sıfıra vurmak istedim. Kafayı böyle mi sıyıracaktım? Sonra kalkıp saate baktım, 3:14&#8242;ü gösteriyordu. &#8220;Hah 3:15 olsun da Şeytan Çarpması filmi gerçek olsun bir de, tam olsun :F&#8221; diye durumla dalga geçip tekrar yattım. Hala o lanet şarkılar devam ediyordu kafamda. İşte o zaman &#8220;bilge Alper&#8221; adını taktığım, zihnimdeki ikinci ses, yazının başındaki cümleleri sarf etti.</p>
<p>Bundan sonra efendi adam olup, efendi efendi thrash metalimi dinlemeye devam etme kararı aldım. Bir daha &#8220;ilkel metal&#8221; ayağına saykodelik rock olaylarına giren ne olsun :F. &#8220;Heavy metal gençlerimizi intihara özendiriyor&#8221; cümlesini sarf eden talihsiz yetkililereyse söyleyecek söz bulamıyorum. İnsanı hayata en çok bağlayan müzik heavy metal yahu! İntihara özendirse özendirse, moral bozukken ve uykusuzken alınan aşırı dozda saykodelik rock özendirir! :F Son olarak, bugün yatmadan yastık kılıfını değiştirsem fena olmayacak&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.alperdemirci.com/saykodelik-rocka-bulasma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

