Adnan:Alper:Demirci

Internet günlüğü, kişisel alan.

Cehenneme Övgü

Cehenneme Övgü

Geçen sonbaharda, otobüste geçirdiğim süreyi kitap okuyarak geçirmeye karar verince 4 kitap art arda okumayı başardım. Üçü Aydın Boysan’a aitti, biri Gündüz Vassaf’a. Sevgili Boysan’ın kitaplarına ilerleyen günlerde değineceğim ama şimdi Gündüz Vassaf’ın kitabı Cehenneme Övgü’den bahsedelim.

Daha önce Cennetin Dibi’ni okuduğumdan, hatta Boo!‘nun 32 numaralı sayısının 88 ve 89 numaralı sayfalarında incelediğimden (kaçıncı sayı olduğunu söyleyeyim diye en az yarım saat aradım, çok gizlemişim kendisini :P) ötürü Gündüz Vassaf’ın tarzı hakkında belli bir görüş sahibi olarak, kitapçılarda Cehenneme Övgü’yü aramaya başladım. Kapak tasarımı da benziyordu, zaten Cennetin Dibi bir nevi, Cehenneme Övgü kitabına ikinci bölüm olarak çıkmış gibi duran bir kitaptı. Bu yazının konusu olan kitabı alıp içini şöyle bir incelediğimde de, içerideki sayfaların biçim olarak benzer şekilde düzenlendiğini gördüm. Yine kitap birkaç bölüme ayrılmış, her bölümün başında çarpıcı bir resim kullanılmış. Kapak içlerinde iskeletimiz yine bizi selamlıyor. Kitap başlarken yine çarpıcı resimler, ufak notlar var. Yazarın kendisini anlatan bir hayli keyifli bir önsözü var. İşte bunlarla gazı alıyorum ve bir sabah okula giderken otobüste okumaya başlıyorum.

Kitap başlıyor, ama ne başlayış! Daha ilk iki bölümünden itibaren çok sert başlıyor Cehenneme Övgü. Cennetin Dibi’nin çarpıcılığı için Boo!’daki yazımda “adeta dayak yemişe dönüyorsunuz” demiştim, ama bundan daha çarpıcı olan girişle, eşşek sudan gelene kadar dövülmüş hissine kapıldım. Diğer kitabını okurken sürekli içimden söylediğim “Oha hakikaten yahu!” tepkileri, bu kitabın ilk bölümlerini okurken tavan yaptı. Öyle aykırı, öyle eleştirel, ama bir o kadar öyle mantıklı şeyler vardı ki bu bölümlerde, ilerleyen günlerde otobüste yanıma polis üniformalı biri oturduğunda tırsmaya başlamıştım, “sistem karşıtı mısın sen ha?!” deyip karakola götürecek durduk yerde diye. Bunda kitaptaki cümlelerin çoğunda “totaliter” kelimesinin geçmesinin de payı vardı, bu kelimenin zırt pırt geçtiği kitap bir roman ya da totalitarizmin misyonerliğini üstlenmiş bir şey olamazdı.

Kitapta bol bol totalitarizmden dem vuruluyor, bu zaten kapaktaki alt başlığında da yer alıyor: Gündelik Hayatta Totalitarizm. Başı binbir çeşit olup sonu -izm ile biten yönetim terimlerinden pek anlamayan şahsıma bu konuda birkaç tanım öğretmiş olması bakımından güzeldi. Ancak her ne kadar bazı bölümleri okurken müzik dinlerken olduğu gibi ya da tribünde maç izlerken olduğu gibi coşsam, içimden “Yürü be!” “Mükemmel tespitler!” nidaları atsam da her bölüme katılmadığımı söylemeliyim. Özellikle bazı yerlerde öyle bağlantılar yapmış ki Gündüz Vassaf, “ne alakası var?” demekten kendimi alamadım. Sırf aykırı yazmak için yazılmış olduğunu düşündüğüm bölümler oldu. Örneğin sessizliğin özgürlük, sessizliği bozma ihtiyacını karşılamanınsa totaliter olduğunu anlatan bölüm bunlardan bir tanesiydi. Üstelik kitabın o müthiş coşkulu ilk iki bölümünden sonra kitabın geri kalanında coşkunun biraz durulmasına, sonraki bölümlerde yazan fikirleri biraz daha süzgeçten geçirerek benimseyip benimsememeye karar vermeme neden oldu. Aslında bakınca iyi de olmuş ama işte derin bir kitap okuyucusu olmadığım için, yolda da kulağımda hep müzik (tarzını tahmin edin :P) olduğu için kitabı okurken biraz coşmak, zihnimden nidalar yükseltmek istiyorum.

Kitap boyunca çeşitli gündelik konular üzerinden neyin totaliter olduğu, neyin olmadığı hakkında düşünceler sunulurken, bir yandan da özgürlüğün tanımları yapılmaya çalışılıyor. Doğrusu kitabı okuduktan sonra özgürlüğe yaklaşımımın geliştiğini söyleyebilirim. Ama önceki paragrafta yakındığım gibi, bazı yerlerde özgürlük o kadar karmaşık tanımlar içine konmuş, o kadar içinden çıkılmaz bir hale getirilmiş ki; aşağı tükürsek sakal, yukarı tükürsek bıyık olmuş. Bu konuda düşünürken aklıma Beyaz’ın psikopat tiplemesi geldi. “Tek ayağının havada olmasını istiyorum ama, sekmeden yürümeni istiyorum” “Bardağa suyu doldurmanı, ama sadece boş tarafını içmeni istiyorum” “Heykel gibi durmanı istiyorum ama, aynı zamanda parmağını şıklatıp şarkı söylemeni de istiyorum, beni anlıyor musun? Yıığeeeiieeiieeğğğğhhhh!!” tarzı birbiriyle bağlantısız şeylere bağlanmış özgürlüğün formülü. Sapına kadar şüpheci olsak ama, özgürlüğü böyle şamar oğlanına çevirmek herkes için kolay olmaz mı? “Özgürlüğü tanımlıyoruz ama özgürlüğü tanımlarken bile belli kalıplara soktuğumuz için o şey özgür olmuyor” “‘Özgürlük şöyledir böyledir’ dediğimizde özgürlüğü tutsak etmiş olmuyor muyuz?” Bakınız şimdiden iki tane uyduruverdim bile. Bu tartışmalara girildiğinde içinden çıkılamayacağını düşünüyorum. O yüzden en iyisi ilk okulda öğrendiğimiz “özgürlük, başkalarını rahatsız etmemek kaydıyla istediğimizi yapmaktır” tanımını kullanmaya devam edelim. Ama bak kendimi tutamıyorum, bu tanımda da özgür değiliz ki :P

Bu kadar ikileme kafayı takmazsak, Cehenneme Övgü geneli itibariyle çok güzel tespitlere ev sahipliği yapan bir kitap. Gündüz Vassaf’ın kendine has çarpıcı uslubu ve başlıkları, alıntıladığı sözler, seçtiği resimler, bir yandan benim gibi her şeye heavy metalmiş gibi yaklaşan insanlar için biçilmiş kaftan oluyor. Hatta doğrusunu söylemek gerekirse, kitabı okurken coştuğum dönemlerde “İşte kitap dünyasının heavy metali bu!” diye cümleler bile sarf etmişimdir içimden. Hatta daha da ileri gidip, 20 şarkılı bir heavy metal albümünün kitaba dökülmüş hali şeklinde bir tanımlamada bile bulunmuştum, içerdiği 20 bölümden ötürü. Eh albüm tanıtırken en sevdiğimiz şarkılara değiniyoruz, ben de en beğendiğim bölümlerin isimlerini söyleyeyim: Geceye Övgü, Özgürlük Cehennemdir, 20. Yüzyıl Delileri Artık Özgür Değiller, Seçememe Özgürlüğü ve “Zıp Sen Öldün”.

Cehenneme Övgü’nün bir kopyasını satın aldığımda İletişim Yayınları’ndan basılan ilk baskının ardından geçen 10 yıla ithafen yayınlanan 10. yıl özel baskısına denk gelmiştim, kalın kapaklı, kırmızı ayraçlı şık bir cilde sahip. Üstelik çantamda torbada taşırken kılıfı haşat olmasın diye taşırken çıkardığım için, otobüste kendimi “kara kaplı kitabı” okuyor gibi hissetmek farklı bir hissiyattı. Göründüğünden daha gizemli bir şey okuyormuşum gibi… Yanıma oturan polisten tırsmamın sebepleri arasında bu da vardı, dikkat çekiyordu!

Not: Yazıda geçen psikopat repliklerini ben uydurdum, “hangi programda söyledi bunu yav” diye düşüncelere dalmayınız.

Yayıncı: İletişim Yayınları
İlk yayınlandığı yıl: 1992 (Ayrıntı Yayınları)
Sayfa sayısı: 277
Fiyatı: Ben aldığımda 24 TL idi.


Etiketler: , , , , , + Kategori: Nesneler

Bir Yorum Girin