Adnan:Alper:Demirci

Internet günlüğü, kişisel alan.

2.80,47′de Geçen Ay: Ocak 2010

Düzenli blog olayına başlayalı 1 ay geçti, gerçi Ocak ayının sonunu pek üretken geçiremedim, günlük hayatta yaşadığım birkaç sıkıntıdan ötürü ancak bugün yeni ayın ilk günü. Her ayın ilk günü de, yazdığım diğer bir yerin, burasıyla karşılaştırdığımda “konulu blog” diyebileceğim İki Seksen Virgül Kırk Yedi‘nin bir önceki ayının özetini yazacağım. Albüm incelemelerine buradan değil de oradan devam etmemin nedeni, 70 küsur yazı sonunda orada çok düzenli ve faydalı bir etiket sisteminin oluşması. İki blogu ortak paydada buluşturmak içinse bu özetler güzel şeyler olsa gerek.

Geçen ay aslında cepten yediğim bir ay oldu. 2.80,47′nin esas amacı yazdığım bütün albüm incelemelerini barındırmasıydı, bu nedenle Boo! dergisinde yayınladığım ama oraya eklemediğim yazıları da oraya geçirmem gerekiyordu. Bir adet de daha önce yazdığım ama henüz hiçbir yerde yayınlamadığım bir yazı vardı. Böylece topu topu 4 tanecik yazı, Ocak 2010′da yerini aldı. Bundan sonra cepten yiyecek başka bir yazı kalmadığının müjdesini vereyim, ayrıca ayda 4′ten fazla yazı olsun istiyorum tabi ki. İşte incelediğim 4 albüm:

Destroy Erase Improve

Meshuggah – Destroy Erase Improve: Deneysel işleri pek sevmeyen benim, ilginç bir şekilde hoşuna giden bir albümdü. Aslında keşfedişim biraz tedavi amaçlı gibi oldu ama, bıraktığı etki gerçekten olumluydu. Albüm boyunca yer alan aksak ritmler, değişken ölçüler insanı kesinlikle uyutmuyordu, çünkü bu bünyenin doğasına aykırı olan bir şeydi. Yabancılar bizim 9/8′lik müziği niye bu kadar çok seviyorlar sanıyorsunuz? Destroy Erase Improve da bu değişik ölçülerle, fütüristik havayla, thrash metalin tokatlayıcı enerjisini bir araya getiriyordu. Tokatlamak demişken, ilk şarkıya dikkat!

All Hell Breaks Loose

Destruction – All Hell Breaks Loose: Yaklaşık 10 yılın ardından tekrar geri dönen bir grup, hele hele bir thrash metal grubuysa ne beklenir? 10 yılda biriktirdiğini bir anda dışarıya salma isteği tabi ki. Release From Agony ve Cracked Brain gibi daha teknik ve derli toplu albümlerden sonra, “kaosa ve müzikal karmaşaya tekrar hoşgeldiniz!” dedi sevgili Mike Sifringer. Bir yandan da bütün bu kaostan sorumlu, agresif ama iyi kalpli olduğuna inandığım (dalga geçmiyorum :P) Schmier’in gruba dönüşünü kutladık. Böylece özellikle ilk yarısı, ortalığı dağıtan bir albüm meydana geldi.

Datevi Fuoco (Lo Scotto da Pagare)

Pino Scotto – Datevi Fuoco: Tamamen İtalyanca’yı müzikle pekiştirmek için bulduğum bir isimdi Pino Scotto. İtalyanların müzik anlayışı bana pek uygun olmadığından Scotto benim için hala bir “bulunmaz nimet” olarak yerini koruyor, her ne kadar son zamanlarda pek dinlemesem de. 80′lerden beri İtalyan hard rock müziğinin öncü müzisyenlerinden biri olmuş Pino Scotto’nun 2008′de çıkan solo albümüydü Datevi Fuoco. Heavy metal seven Akdeniz insanları için birebir. Ama progresifçiler beğenmeyebilir, bizzat bir tanesine şahit oldum.

The Gathering

Testament – The Gathering: Testament’la ilk tanıştığım albüm, hem de bir kaset idi. Nasıl beğenmeyeyim? Grubu daha sonra daha derin keşfettiğimde 90′larda müziklerine death metal etkileri kattıklarını gördüm. Ama Low da, Demonic de The Gathering kadar iyi albümler değildi bence. Ya da ben onlara alışamadım. Ama şimdi düşünüyorum da, bence Testament estetik kaygılardan ötürü değil de, biraz mecburiyetten death metal sularında yüzdü biraz. Chuck Billy’nin sesi yıllar geçtikçe kalınlaştı da kalınlaştı, konserlerini izlemedim ama en azından eski şarkılarını yeniden kaydettikleri albümleri First Strike Still Deadly’den anladığım kadarıyla eskisi gibi çığlık atamıyor. Sesini koruyamamış. Ha tabi ilerledikleri yön içerisinde oldukça başarılı bir vokalist hala ama, gönlüm ilk iki albümlerde bastığı çığlıkları duymak ister yeni kayıtlarda da.


Etiketler: , , , , , + Kategori: H. Metal

Bir Yorum Girin